HASTANE YÖNETİMİNİN GELİŞİMİ

Hastaneler; toplumsal örgütlerin en eski örneklerinden birisidir. Bu nedenle temel bir bilgi birikimi oluşturulması açısından Hastane Yönetiminin tarihi gelişimi’nin incelenmesine gerekli olup bu yazı ile bu konudaki bilgi birikimine katkıda bulunulmaya çalışılacaktır.

Hastane yöneticiliği esasında eski bir meslektir. 850-923 yıllarında yaşayan Büyük Türk Hekimi Mehmet Razi’nin Bağdat hastanesinde hastane başmüdürlüğü de yaptığı bilinmektedir. Osmanlı İmparatorluğu zamanında ise hastanelerde hekimlikle ilgili fenni işler ser tabibe, hastanenin yönetimi ve işletilmesi işlerini de tımarhane ağası denilen ve hekim olmayan kişilerden yetiştirilen hastane yöneticilerine yaptırılıyordu. İmparatorluğun 1840’lı yıllardan sonra hastane yöneticilerine müdir-i hastane deniliyordu ve bu kişiler de hekim değillerdi. Hastanenin tüm idari, mali ve işletmecilik hizmetleri müdir-i hastane tarafından yürütülüyor. Baş hekimler ise yalnızca hasta tedavisi ile ilgili mesleki faaliyetlerin yönetimi ile ilgileniyorlardı. Hastane yöneticisi olan müdir-i hastane 1200 akçe ve 8 kişilik erzak alırken, baştabip 1125 akçe ve 8 kişilik erzak almaktaydı.

A.B.D.’de ise, eskiden bir çok idareciler otel katipleri, benzin istasyon personeli, muhasebe kayıt memurları gibi yetersiz düzeyde kişilerden geliyordu. Bunların bir kısmını ise görevine son verilmek, ya da emekliye sevkedilmek suretiyle iş hayatından ayrılan ve hastaneyi rahat bir çalışma yeri olarak düşünen kimseler oluşturuyordu. Bu bir gerçekti, çünkü henüz hastaneyi tanımayan, onun idaresi hakkında fikri olmayan bir iş adamının da hastane hakkında size söyleyecekleri bundan başka birşey değildi. Böyle, konu ile ilgili olmayan kimselerin idarede çalıştığı hastanelerde hekimlerin neden kendilerini tepeden süzdüklerine elbetteşaşmamak lazımdır.

O zamanlar hastanelerde yüksek tahsilli olan kimselerin hemen hepsini doktorlar oluşturuyordu. Bunların içinden önderlik yapabilecek,şahsiyeti kuvvetli bir iki kişi hastaneyi tamamı ile kontrolleri altına alıyor ve onun kaderi üzerinde önemli rol oynayabiliyordu. Dünyanın her tarafında olduğu gibi bıı doktor idareciler, devri aslında yeni bir ortama geçişten başka birşey değildi.

O sıralarda hastanelerin doktorlardan başka kimselerin idare edebileceğine inanmak mümkün değildi. Bu gün dahi bazı psikiatristler bu görüşün tutarlı olduğu fikrindedirler. Onlara göre psikiatri hastaneleri ancak bir psikiatrist tarafından idare edilebilir ve başka bir çıkar yol yoktur. Bir kısım doktorlarda hastanelerin esas itibariyle doktorlar tarafından idare edildiği, hastane idarecisinin bir isim veşekilden ibaret bulunduğu kanısındadırlar. Dünyanın bir çok yerinde durum hakikaten böyledir. Bir başhekim veya bir bölümşefi, ya da politik kabiliyeti olan başka bir doktor, tabiatı ile başarı sağlayamadan, hastane idare etmektedir. Bu, sadece küçük hastanelere has bir durum da değildir. Bazı büyük hastanelerde özellikle üniversitelere bağlı eğitim merkezlerinde de hastane idareciliği ünvanı çok zaman sadece bir isimden ibarettir. Zira hastaneyi aslında fakülte dekanı yönetmektedir (201 -39).

Hastaneler ilk defa putperest, daha sonra hristiyan papazları tarafından kiliselerde yönetiliyordu. O devirlerde tedavi daha çok hastalar için dua etmekten ibaret kalıyordu. Manevi tedavinin tıbbi bakımdan yapılacak her hangi bir müdahaleye kıyasla çok daha etkili olduğuna inanılıyordu. Böylece kilise papazları hastane sorumlusu, dolayısı ile, hastane idarecisi oluyorlardı.

Sonraları tıp geliştikçe, VIII Henri’nin ve reformların da yardımı ile hastanelerin kilise vari tutumları yavaş yavaş ortalıktan kaybolarak bu müesseseler doktorların idaresine geçmeğe başladı. Şüphesiz bu tesadüf değildi; Başhekim hastanenin en iyi doktoru olduğu için müesseseyi her bakımdan kontrol edebiliyordu. İşini beğenmediği bir doktoru derhal hastaneden uzaklaştırmak onun için mesele değildi. Bu durum tıp biliminin gelişerek ihtisas dallarına ayrılmasına kadar buşekilde yürüdü. Nihayet bu noktada, tek bir doktorun bütün branşlarda ihtisas sahibi kimseleri bir başına kontrol edemeyeceği, bunun imkansız olduğu anlaşıldı. Tıbbi eleman ve tıbbi fonksiyon fikri az zamanda gelişmeğe başladı. Hekiminşahsen hastane idare edemeyeceği anlaşılınca boşalan yere bir başkasının geçmesi gerekiyordu. Bunun üzerine “Hastane idarecisi” ünvanı ile yeni meslek mensuplarının yetiştirilmesine başlandı.

Amerikan Hospital Association’in ilk zamanlarında toplantılara katılan kimselerin çoğunu hekimler teşkil ediyordu. Bunların arasında doktor olmayan bir kaç kişi varsa da bunlar baş hekimlere karşı bir nevi cephe almış kimseler gibi göründüklerinden pek de dikkate alınmıyorlardı. Hastane idareciliği ancak 1920 yılına doğru, Amerikan Cerrahlar Birliğinin, hastaneleri standartlaştırma programını, tesbit etmesi ile kendini bulmağa başladı. Bu standartlara göre her hastanenin bir idarecisi olması gerekiyordu.

Laura jackson gibi tarih yazarları, American Hospital Association`ın 1915 yılında hastane idarecisi yetiştirmek üzere gerekli araştırmaların yapılmasını düzenlemiş olduğunu kaydetmektedirler. 1924 tarihlerinde daha ileriye gidilerek, Katolik Hastaneleri Derneğinin kurucusu Charles Moulinier tarafından 1928 yılında Marguette Üniversitesinde ilk defa olarak hastane idareciliği kursu açılmıştır. Bu kurs kısa ömürlü olmuş ve hastane idarecilerinin bizzat harekete geçmesine kadar fazlaca birşey yapılamamıştır. Nihayet 1932 yılında Hastane İdareciliği Yüksek Okulunun kurulmasına muvaffak olunmuştur. Bu okulun kurulmasında önderlik yapanlardan biri, Matthen O. Folay’dir. Bu olay ilk önce tıbbi personel için bir alay konusu olmaktan ileri gitmediği için Hastane İdareciliği Yüksek Okulunun pek birşey yapabileceğini zannetmiyorlardı. Ancak Hastane İdarecileri Derneğinin ilk mensuplarından ileri gelen bir kısım sık sık toplantılar yapıyorlar ve gelişmeleri tesbitten geri kalmıyorlardı. Diğer taraftan Dr. Mc. Enchem’in
liderliği altında okul günden güne gelişiyordu.

Hastane İdareciliği Yüksek Okulu tarafından uygulanan ilk programa göre hastane idarecisi olabilmek için. Yüksek Okul eğitimini görmek gerekmekte idi. Dünyanın hiçbir yerinde yüksek tahsil yapılmadan bilimsel bir meslek sahibi olmak elbette mümkün değildir. Hastanelerde idarecilik görevi yapanların tahsil seviyeleri böyle olmadığı için bu programın gerçekleşmesi de kolay olmuyordu.

İlk ciddi eğitim 1914 yılında Dr. Arthur C. Backmeyer yönetiminde olmak üzere Şikago Üniversitesinde açıldı. Ancak bu kursa bir kaç öğrenci katılabilmişti. Bu kurs esas itibariyle üniversite Ticari İdarecilik Okulu programı içinde açılmıştır yılda yalnız 12 mezun verebiliyordu. Bu rakam mevcudu 700 den fazla bulunan hastanelerin ihtiyacını karşılamaktanşüphesiz çok uzaktı.

1944 yılında, North Western üniversitesi’nde, Johnson Vakfı himayesinde ve Dr. Mc. Eachern idaresinde ikinci bir kurs açıldı. Bunu bir kaç program birlikte destekleyen Kollog Vakfı takip etti. 1950 yılında ise hastane idareciliği mesleğişahsiyetini bulmaya başladı. O sıralarda yılda aşağı yukarı 200 mezun veren on kadar kurs mevcut idi. Bunların yüzde yirmi beşini North Westem Üniversitesi yetiştiriyordu. Bugün bile en çok mezun veren üniversite odur. Ancak bu kurs tam anlamıyla kimliğini 1960 yılında bulabildi. Bu tarihe kadar öğretim üyelerine olan ihtiyaç nedeniyle bu programa gereken önem verilmemişti. Bu yüzden mesleğe gelişi güzel girmeler mümkün olabiliyordu. Hastane idareciliği mesleği tam anlamı ile kurulmuş değildi, ancak olumluşekilde gelişiyordu. Bu gelişmeler kendisini;

1. İş yöneticisi

2. 2- Koordinatör

3. 3- Başkan ve

4. Yönetim ekibi

rollerişeklinde gösteriyordu. Bugün A.B.D.’de hastane yöneticilerinin yetiştirildiği yüzlere program vardır ve bu programlar bu konuda liderlik yapmaktadırlar. Diğer ülkelerde ise bu programlar ciddi gelişme içindedirler.

Almanya’da ise 1959 yılında Hastane Enstitüsü kurulmuştur. .Fransa’da hastane yöneticileri Mili İdarecilik Okulunda eğitim görmektedirler. İngiltere’de ise, hastane yöneticileri “King’s Fund College of Hospital Management” programını takip etmektedirler (26-27). Bunun dışında çeşitli adlar altında 40’a yakın program yürütülmektedir.

Türkiye’de ise 19 Aralık 1963 tarihinde Sağlık İdaresi Yüksek Okulu Öğretime başlayarak Hastane Yönetici Öğretim Programını uygulamaya başlamıştır. 6.11.1975 tarihinde ise Hacettepe Üniversitesi Sağlık İdaresi Yüksek Okulu açılmıştır.

20 Temmuz 1982/41 sayılı Kanun Hükümündeki Kararname ile bu iki okul birleştiriimiş ve Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğüne bağlanmıştır.

Bugün Türkiye’de; Başkent, Marmara Dokuz Eylül, Ankara ve İstanbul Üniversitelerinde; lisans, yüksek lisans ve doktora seviyesinde hastane yöneticiliği programları verilmektedir.

Bu tarihi perspektif; modern hastane yöneticiliği için ışık tutucu olacaktır. Görüldüğü gibi tarihte ilk hastane yöneticisi hastaneler başmüdürü ünvanı ile ünlü Türk bilim adamı Mehmet Razi’dir. Mehmet Razi’den bin yıl sonra A.B.D.’de konunun gündeme gelmesi takdirlerinize bırakılmıştır.