RECEP İVEDİK’E BİR PSİKOLOG BAKIŞI

Son zamanların en çok tartışılan tiplemesi Recep İvedik, artık bir film kahramanından çok ‘aileden biri’ olup hayatımıza girdi. Bu kaba-saba maganda, hemen herkesin kalbini fethetmeyi başardı. Psikolog Sinem Demir’e göre; Recep İvedik’in bu kadar sevilmesinin altında bebek masumiyetini temsil etmesi yatıyor:

“Toplumun beklediği gibi değil, içinden geldiği gibi davranarak, kurallardan sorumlu olmayan bebek yönümüze sesleniyor. Clinton’un burnunu sıkan bebekle, görüntüden hoşlanmadığı için iple birlikte komşusunu üst kattan çeken Recep İvedik’e hissettiklerimiz aynı kaynaktan besleniyor. İvedik, içimizdeki bebeği ferahlatıyor!..”

Bu yıla damgasını vuran ve tartışmalar yaratan ünlü film kahramanı Recep İvedik, bir film karakterinden öte, ‘yaşayan biri’ muamelesi görmeye başladı. Kimileri onda yalnızca bir ‘maganda’ görüp nefret etse de; çoğunluk bu kaba görünümünün ardında, altın gibi bir kalp taşıyan romantik yattığını savunup ona tapıyor! Sonuç olarak nefret edeni de, seveni de Recep İvedik’i konuşuyor. Medical Park Fatih Hastanesi’nden Klinik Psikolog Sinem Demir de son zamanların en çok tartışılan tiplemesi Recep İvedik’i analiz etti:

Genel olarak insanlar, etraflarında olumlu bir sosyal etki bırakmak isterler. Özellikle iletişime geçtiğimiz kişide (veya ortamda) bir ‘güç-otorite’ hissi algıladığımızda davranışlarımızda değişiklikler olur; konuşmamızı, jest ve mimiklerimizi daha kontrollü bir hale getiririz, nazik olmaya çalışırız. Otorite figürlerine tepkili olan kişiler ise ‘tepkisel davranışlar’ sergiler; meydan okuyan ve ‘senin otoriten umurumda değil’ der gibi bir üslupla davranırlar. Her iki durumda da ‘bir güç algısı’ ve ‘yakınlarımıza gösterdiğimizden farklı davranışlar’ vardır. ‘Güç’ algımız ise herkesin ulaşamadığı, ulaşılmış olanın bir fayda getirdiğine inanılan olgulara dayanır; mevki, para, bilgi, yetki, fiziksel güç…

Recep İvedik’te, genellikle gözlenenin tam tersine, en ufak düzeyde bir ‘güç-otorite figürü’ algısı yok. Özellikle otorite figürlerine tepkisi de yok; herkese aynı! Otel sahibi, müdür, şef gibi ‘güç-otorite’yi anımsatan biriyle muhatap olmak, onun klasik tutumlarını değiştirmesi için bir sebep değil. Şimdi yumuşar, alttan alır dediğiniz anda ‘heavy metalci’ gençlere nasıl davrandıysa, otel sahibine aynı şekilde davranıyor. Kadınlara nazik olur, elbet bir kırılma noktası vardır dediğinizde; üst katta sepetten ip sarkıtan komşusuna davranışıyla, otostop çeken kadınlara davranışı arasında bir farklılık olmadığını görüyorsunuz. Her seferinde beklentilerimizi ters yüz eden ve ‘genelden farklı’ olan bu tutumları ‘kendi içinde tutarlılık’ gösteriyor; cinsiyet, statü dinlemiyor. Kaybetme korkusu ve onay almama korkusu yok (sevdiği kız hariç!).

Sosyal olarak kabul gören davranışlar sergilememesi, kendi verdiği ‘ protest bir karar’ değil, doğrudan yıkıcılık amacı da içermiyor. O, sadece öyle, ‘filtreleri’ gevşek. ‘Davranışının sonuçlarını düşün, davranmadan önce bekle, tart’ diyen mekanizmalar onda minimum düzeyde. Üst katta komşusu iple bakkala sepet sarkıtıyor, o da pencere kenarında bu görüntüden hazzetmiyor ve çözüm; sinirlenince ipi çek, adam aşağı düşsün! Bunu biliyoruz ama Recep İvedik’in ‘kötü niyetli’ biri olduğunu düşünmüyoruz. İvedik’in amacı adamı öldürmek değil, o sıkıntısına anında tepki vermek. Onun için, adama bağırmakla, ipi çekmek arasında bir fark yok. Tabi bu bir film olduğu için, gerçek hayatta olduğundan farklı olarak, ‘komşu’ yaşıyor. Bir de tersten yorumlayalım; Recep İvedik, onda ‘kötü niyet’ olmadığına inanmamıza rağmen, bir cinayet işleyebilirdi. Çünkü davranışlarının sonuçlarını öngörmüyor.

MASALLARIN İYİ KALPLİ DEVİ RECEP İVEDİK’İ ÇOK SEVDİK

Peki ‘kötü biri’ olmasa da davranışlarının sonucu komşusunun ölümüne sebebiyet verme potansiyeli olan Recep İvedik niye bu kadar seviliyor?

Agresif olduğunu zaten açık açık söylemişti; perdelerinin altında bir kedi yattığına inandık, buna inanmak istedik. İri kıyım görünen pek çok insanın ‘aslında kocaman cüssesinin altında yumuşacık bir kalp taşıdığına’ inanmak isteriz. Bunun temelinde, o kişiden zarar görme olasılığına yönelik korkumuzu telafi etme çabası yatabilir. İyi kalpli devler, masalların da temel figürleridir…

Sosyal beklentileri karşılamaması, statü-güç-otorite gibi kavramlara yönelik en ufak bir algısının olmaması, ‘içimizdeki çocuk’a bile değil; ‘içimizdeki bebek’e (–4 yaş arası olan ‘çok küçük çocukluk’, İngilizce: toddler dönemi) hitap etti. Eski ABD Başkanı Bill Clinton’un burnunu sıkan Erkan bebek, otobüste bir sessizlik anında annesine ‘anne bizim evdeki fareyi babam ilaçla mı öldürmüş’ deyiveren 3 yaşındaki kız, sinemadaki bir belgesel filmi izlerken hayvanların çiftleşmesinin gösterildiği anda ‘baba bunlar ne yapıyor’ diyen 2.5 yaşındaki erkek çocuk…

Utandığımızda da güleriz, mahcup olduğumuzda da. Oysa bu utancı, sosyal kurallardan haberdar olma sorumluluğu olmayan bir bebek-çocuk oluşturduğunda ise gülmek kaçınılmaz olur! Hatta sadece orada gülüp bırakmayız, bu olayı başkalarıyla da paylaşırız. Bir de, bizim artık pek çok sorumluluklarımız varken, bir bebeğin umursamazlığı, ‘içimizdeki bebek’i ferahlatır. Bebek için ABD Başkanı Clinton yok, bir burun var. Çok küçük bir çocuk için, hayvanların çiftleşmesini izleme esnasında suskun olmak (utancı maskelemeye çalışmak) gibi ‘öğrenilmiş bir davranış’ yok; gördüğünü ve anlam veremediğini sormak var; tıpkı, görüntüden hoşlanmadığı için ipi, iple birlikte komşusunu üst kattan çeken Recep İvedik gibi!…