ÖLÜMCÜL PIHTIYA KARŞI KORUYUCU TEDAVİ YAPILMALI

Dünyada ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan venöz tromboemboli, her yaş grubunda ortaya çıkabiliyor. Uzun süren uçak seyahatlerinde hareketsiz kalmaya bağlı olarak da görülebilen hastalığın cerrahi operasyon geçiren hastalarda görülme sıklığı oldukça yüksek. Sanofi-aventis’in desteklediği, Türkiye genelinde 20 farklı merkezden 18 – 96 yaş aralığında toplam 1472 hasta ile gerçekleştirilen RAISE çalışmasında hastalığa karşı koruyucu tedavi yaklaşımı araştırıldı. Risk altında olan genel cerrahi hastalarının yarısına koruyucu tedavi uygulanıyor.

Tıp dilinde toplardamarlarda kan pıhtısı (trombüs) oluşması olarak tanımlanan venöz tromboemboli, dünyada ölüm nedenleri arasında 3. sırada yer alıyor. Sanofi-aventis’in desteklediği, Türkiye genelinde 20 farklı merkezden 18 – 96 yaş aralığında toplam 1472 hasta ile gerçekleştirilen RAISE çalışmasında hastalığa karşı koruyucu tedavi yaklaşımı araştırıldı. Araştırmanın sonuçları 17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nde açıklandı. Araştırma; Türkiye’de venöz tromboembolizm (VTE) için yüksek risk gurubunda olduğu tespit edilen cerrahi hastalarda eşlik eden koruyucu tedavi gereksinimlerinin büyük ölçüde göz ardı edildiğini gösterdi.

Çalışmanın koordinatörü İ.Ü İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Kurtoğlu, çalışma sonuçlarını değerlendirdi: “Çalışma sonuçları, VTE koruyucu tedavi rehberlerinde kuvvetle önerilmesine rağmen, VTE açısından yüksek risk grubundaki hastalar için, VTE koruyucu tedavi yöntemlerinin uygulamasının belirgin şekilde ihmal edilmekte olduğunu göstermektedir. Benzeri durumun yine sanofi-aventis tarafından desteklenen; 6 kıtada, 32 ülkede 60 bin hasta üzerinde yürütülen ve VTE risk tanımı ve eşlik eden koruyucu tedavi gereksinimlerinin dâhili servis hastaları başta olmak üzere hastanede yatan tüm hastalarda göz ardı edildiğini gösteren ENDORSE çalışmasının genel ve Türkiye sonuçları ile de doğrulanıyor olması, bu konuda evrensel bir ihmale işaret etmektedir” dedi.

RAISE çalışması, herhangi bir cerrahi operasyon nedeniyle hastanelerin genel cerrahi servislerinde yatan hastalarda; toplardamar pıhtısı olarak adlandırılan VTE riskinin saptanması ve koruyucu tedavi uygulamalarına yönelik ulusal bir kılavuzun hazırlanmasına katkıda bulunmayı amaçlıyor. Çalışma ayrıca ülkemizdeki durumu tespit etmek ve geliştirilen form aracılığıyla hekimlerin bu konudaki farkındalığını artırmak için gerçekleştirilen ilk araştırma olma özelliğini taşıyor.

Bin 500’e Yakın Hasta Araştırıldı

Genel cerrahi servislerinde yatan toplam 1472 hastadan elde edilen verilerin değerlendirildiği

RAISE çalışmasına; Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Elazığ Devlet Hastanesi, GATA Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Gaziantep Devlet Hastanesi, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Malatya Beydağı Hastanesi, Malatya Devlet Hastanesi, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi olmak üzere 20 ayrı merkez katıldı.

VTE her yaş grubunda görülebilir

Toplardamarda oluşan pıhtı, kan akışının kısmen ya da tamamen kesilmesine neden oluyor ve bu bölgede ağrı, kızarıklık ve şişme meydana geliyor. Bu olay vücuttaki derin bir toplardamarda meydana geldiğinde derin ven trombozu (DVT) adını alıyor. Genellikle bacak ve kalça derin toplardamarlarında ya da kolda görülüyor.

Derin ven trombozunun en önemli tehlikesi, pıhtının damar duvarından kopup kan akımıyla kalbe ve oradan da akciğere ulaşıp, akciğer damarını tıkaması olarak tanımlanan akciğer embolisi olarak gösteriliyor.

Yapılan testler veya otopsi çalışmaları toplardamarda pıhtı oluşma riskinin herhangi bir nedenle hastanede yatan hastalarda normal nüfusa oranla yaklaşık 10 kat daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca hastane ölümlerinin % 10’dan fazlasının akciğer embolisi nedeni ile olduğu biliniyor.

Akciğer embolisi yanında uzun dönemde bacak ve akciğer damarlarının tıkalı olarak kalması sonucu varis gelişimi, bacakların alt kısımlarında şişme ve yara oluşumu meydana gelebiliyor.

Toplardamarlarda pıhtı oluşumu her yaş grubunda meydana gelebileceği gibi ileri yaş gruplarında görülme sıklığı daha da artıyor. Özellikle 60 yaş üzeri her 100 kişinden birinde venöz tromboemboli görülebiliyor.

VTE Dünyada Ölüm Nedenleri Arasında Üçüncü Sırada Yer Alıyor

Venöz tromboemboli (VTE) dünyada ölüm nedenleri arasında 3. sırada yer alıyor. Özellikle ameliyat sonrası koruyucu tedbirler alınmazsa, VTE’ye bağlı ölümler %10 gibi yüksek oranlara çıkabiliyor. Ameliyat sonrası uzun süreli hareketsizlik (immobilizasyon) ve ameliyat stresi / travması, genetik yatkınlıkla da birleşince toplar damarlarda pıhtılaşma, bu pıhtının koparak akciğere ulaşması ve burada damar tıkanmasına neden olması (akciğer embolisi) nedeniyle ölüm vakaları görülüyor.

Akciğer embolisine bağlı ölümlerin sayısı ABD’de yılda 300 bin, İngiltere’de yılda 30 bin civarında olduğu biliniyor ki bu meme kanseri, prostat kanseri ve AIDS’e bağlı ölümlerin toplamından daha fazla ölüm vakası anlamına geliyor.

Koruyucu Tedavi ile Hastalık Önleniyor

Bu ölümlerin önüne geçebilecek koruyucu önlemler esas olarak ameliyat öncesinde başlamak üzere koruyucu ilaç tedavisi ve mekanik yöntemlerden (basınç çorapları gibi) oluşuyor. Her hastanın risk profili farklı olduğundan, hastaya özel tedbirler alınması gerekiyor ve bu amaçla hazırlanmış uluslararası kılavuzların yanısıra ülkemizde benzeri bir ulusal kılavuz hazırlama çalışmaları da yürütülüyor.

Risk Değerlendirme Sonuçları Koruyucu Tedaviye Yansımıyor

RAISE çalışması sonuçları, hastaların % 83 gibi büyük bir kısmında aslında risk değerlendirmesi yapıldığını gösteriyor. Buna karşın % 62’si yüksek risk grubunda olduğu belirlenen hastaların sadece %66’sında ve tüm genel cerrahi hastlarının ise yarısında koruyucu tedavi uygulanmış olması, risk değerlendirme sürecinin temel amacına aykırı düşüyor.

Genel cerrahi hekimlerinin çalışma kapsamında form ile ilgili olarak bilgilendirilmiş olmaları çalışmanın ilerleyen dönemlerinde risk değerlendirme formu kullanımını Batı ülkelerindeki örneklere nazaran daha düşük oranda da olsa artırmış olmakla birlikte, risk değerlendirme formunda elde dilen sonuçlar koruyucu tedavi için yol gösterici rol oynayamadığı sürece klinik olarak çok anlamlı olmuyor.

Risk Yüksek, Farkındalık Yok

RAISE çalışmasının sonuçlarına göre; hastanelerin genel cerrahi servislerinde yatan hastaların yüzde % 62’sinin VTE için yüksek risk grubunda olduğu saptanırken; risk altındaki hastaların sadece % 66’sında VTE koruyucu tedavisi uygulandığına dikkat çekiliyor.

Ülkemizde ne yazık ki risk altındaki hastalara uygun koruyucu önlemler uygulanması açısından batı ülkelerinden daha iyi durumda olmadığımızı belirten Prof. Dr. Kurtoğlu; “Risk belirleme formunun kullanımı ile hekimler arasında sağlanan farkındalık artışının da batıda belirlenenden daha düşük olması nedeniyle, ülkemizdeki hekimlerin yüksek VTE riski taşıyan hastalarda uygun VTE koruyucu tedavi kullanmaları yönünde eğitilmeleri gerekmektedir” dedi.

Hastane Protokolü Risk Değerlendirme Formları İçermeli

Genel cerrahi kliniklerinde yatan, yüksek VTE riski taşıyan hastaların sadece % 66’sının uygun koruyucu tedavi alma şansı bulduğu düşünüldüğünde, etkin ve güvenilir koruyucu tedavilerin varlığına rağmen yapılan bu ihmal halk sağlığı açısından önemli bir tehdit oluşturuyor.

Hekimleri tarafından risk değerlendirme formu kullanılarak değerlendirilen hastalarda planlanan koruyucu tedavilerin uluslararası kılavuzlarda önerilen koruyucu tedaviler ile daha uyumlu olduğu görülüyor. Bu nedenle standart bir VTE risk değerlendirme formunun hastane protokolünde yer alması ve bilgisayar destekli karar verme stratejilerinin yaygınlaşması hekimlerin ris k değerlendirme sürecini gerektiğinde koruyucu tedavi uygulama kararı alma yönünde destekleyeceği düşünülüyor.

VTE Hakkında

Tıpta derin ven trombozu (DVT) olarak bilinen bacaklardaki derin toplardamarların tıkanması ve pulmoner emboli (PE) denilen akciğerde toplardamar tıkanması ile ortak özellikleri nedeniyle venöz tromboembolizm (VTE) olarak adlandırılır. VTE hastalarda bazı belirtilere neden olabileceği gibi, belirtisiz olarak da seyredebilir. Bu durum, hastanede yatan hastaların daha ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşmalarına veya hastanın hayatını kaybetmesine neden olabilir. Yapılan çalışmalardan da anlaşılacağı üzere, VTE’den koruyucu ve uygun tedavinin VTE riski altındaki hastaların sadece yarısında uygulanıyor olması; VTE’den korumanın tüm dünyada yeterince önemsenmediğini ve uygun tedavinin de doğru uygulanmadığını gösteriyor.