KANSERİN EN ÖNEMLİ NEDENİ DNA HASARI

DNA ve gen haritaları üzerinde yapılan çalışmaların getirdiği ufacık yenilikler, sağlık ve tedavi açısından büyük ümitler yaratıyor. Hastalıkların temel kaynağının DNA hasarı olduğu artık biliniyor. Her tür kanser ve dejeneratif hastalığın günümüzde inanılmaz boyutta artması bir rastlantı değil. Bu durum artan DNA hasarının bir sonucu. Dr. Yaman Er, DNA hasarının nasıl oluştuğu, hangi hastalıklara yol açtığı ve korunma yöntemleri hakkında bilgi veriyor!

DNA molekülündeki eksilmeler, kırılmalar anlamına gelen “hasarlar”ın temel kaynağı: dışarıdan aldığımız UV ışınları ve zararlı maddeler ile bizi canlı tutan metabolik-kimyasal reaksiyonlar. Yani DNA hasarı olmayan insan olmuyor. Hem de her gün, her bir hücremizde 10.000 civarında DNA hasarı ortaya çıktığı hesaplanmış durumda. Sağlıklı kalabilmek, kanser ve dejeneratif hastalıklara karşı korunabilmek, hatta yaşlanmayı geciktirebilmek ancak korunma ve DNA onarımı ile mümkün.

İşte bilim adamları bu konuda çalışmalarını yoğunlaştırmış durumdalar. Sağlıklı gelişmemizi ve sağlıklı kalmamızı düzenleyen DNA: Özellikle bizi canlı tutan kimyasal reaksiyonların ürünü olan serbest radikal ve metabolik zehirlerin saldırısı ile parçalanıyor. Ayrıca Ultra Viole ışınlar, sigara tüketimi, çevre kirliliği, gıdalardaki kimyasal katkılar, aşırı stresli yaşam DNA hasarını artıran nedenler. Ozon tabakasının delinmesi ile cilt kanserlerinin çok artmış olması; UV ışınların ciltteki DNA’ya verdiği zararın göstergesidir. Anti-oksidanların bu zararlı etkenlere karşı koruyuculuğu sınırlı olduğu için, kalıcı hasarlar ortaya çıkıyor. Yani anti-oksidan kullanımı tek başına çare değil. Vücudumuz kalıcı zararları onaramazsa kanser, metabolik hastalıklar ve dejeneratif hastalıklar ortaya çıkıyor.

Bizler artık eskisi gibi doğal ve sağlıklı yaşayamıyoruz. Aç kalmak ve üremek gibi temel kaygılar dışında, günümüzde çok sayıda ve derin kaygılarımız var. Çevremiz yediğimiz ve soluduğumuz zehirli kimyasallarla dolu. Marketlerdeki gıdaların raf ömürleri uzadıkça sağlıklı yaşadığımız süre kısalıyor. Obezite ve alerjik hastalıklar kanser gibi inanılmaz artışa ulaştı. American Academy of Science dergisinde, Dr.Bruce Ames’in açıkladığına göre: anti-oksidan sisteme rağmen, her gün her bir hücremizin çekirdeğinde yaklaşık 10.000 DNA hasarı oluşmaktadır.

Scientific American’da yayınlanan bir başka makalede: Bizi canlı tutan DNA’ya; gelen oksidatif saldırıları önlenmek için kullandığımız anti-oksidanların yeterli olmaması nedeniyle “DNA hasarlarının biriktiği ve zamanla, yaşlanma, kanser, metabolik hastalıklar ve kronik hastalıkların ortaya çıktığı” belirtiliyor.

KORUYALIM, ONARALIM !

Kaçınılmaz olarak ortaya çıkan DNA hasarlarına karşın sağlıklı olabilmemizin sırrı da vücudumuzun DNA onarım kapasitesinde saklı. Doğal onarım sistemimiz olmasa asla sağlıklı doğup, sağlıklı büyüyemez, sağlıklı yaşayamazdık. Çünkü DNA hasarları ana rahmine düştüğümüz andan itibaren başlıyor. İşte bu onarıcı sistemin kapasitesini zararlı unsurlarla doldurursak, erken yaşlanma ve hastalıklar ortaya çıkmaya başlıyor.

Bazı insanların vücudunda diğerlerine göre daha yüksek onarım kapasitesi olduğu da düşünülüyor. Onarım kapasitemizi doldurmamak için zararlı alışkanlıklar ve dışarıdan gelen zararlı unsurlara karşı korunarak vücudumuza ve onarıcı sistemimize yardımcı olmalıyız. Çünkü yalnızca anti-oksidanlar korunmaya yetmemektedirler. Sağlıklı beslenmeli, zararlı alışkanlıklardan kurtulmalı, çevresel zehirlerden uzak durmalı ve güneşin olumsuz etkilerine karşı korunmalıyız.

Referanslar: 1. Dr.Bruce N. Ames: National Academy of Science dergisi

2. Dr. S. Jay Olshansky, Scientific American dergisi