UYKUNUN GENETİK SIRLARI ÇÖZÜLÜYOR

Günlük uyku ihtiyacımızı büyük ölçüde genetik şifremiz belirliyor. Su gibi hava gibi uyku beyin için olmazsa olmaz bir gereklilik. Örneğin 3 günlük uykusuzluk kişide gerginlik, sinirlilik, zaman algısında çarpıklık, hayal görme, kekeleme, konuşulanları anlayamama gibi belirtiler ortaya çıkartıyor. Bunları daha sonra ellerde titreme, görme bozuklukları, şüphecilik hatta paranoyak düşünceler ve ayakta rüya görmeler izliyor. En basit beyin yapılı hayvanlardan insana kadar tüm canlıların uyku gereksinimleri konusundaki bilgiler giderek daha netleşiyor.

Genetik bilimindeki başdöndürücü gelişmeler ve uyku tıbbının artık yerleşmiş bir uzmanlık alanı haline gelmiş olması tanı ve tedavide yeniliklere yol açıyor. Genom projesinin getirdiği ivme ile bilim insanları yaklaşık on yıldır hayvanlarda ve insanlarda uyku/uyanıklık döngülerini düzenleyen mekanizmaları aydınlatma çabasında. Sekiz yıl önce sabahları erken uyanan fertlerin yoğun olduğu geniş bir aile bireyleri arasında belirli bir gen değişmesinin varlığı saptanmıştı.

Genellikle insanlar “normal” uyku süresinin 7-8 saat olduğunu düşünürler. Oysa geniş tabanlı uluslararası çalışmalar kişilerin ideal uyku saatlerinin çok farklılıklar gösterdiğini ve bireysel olarak 4 saat ile 10 saat arasında değişebildiğini saptamışlardır. Kendileri için “ideal” olan süreden daha çok yatakta kalanların sabaha karşı “erken” uyanıp tekrar uyuyamama sıkıntısı çektiklerini, aksine 8-10 saat uyuması gerekenler 6-7 saat uyuduklarında yorgun uyanıp gün içinde yorgun ve uykulu olduklarını bilinmektedir. Bilim, insanları yıllardır hayvan deneylerinde biyolojik saatlerin çalışmasını yönlendiren genleri belirlemeye çaba harcadılar. Bu çalışmalar sayesinde gereğinden kısa ve/veya kalitesiz uykunun sadece yorgunluk değil, şeker hastalığından tiroid hastalıklarıyla, şişmanlıktan psikolojik/psikiyatrik sorunların tetiklenmesine kadar ilk bakışta birbirleriyle hiç ilintili değilmiş gibi görünen bir çok sorunun ortak paydası olduğu anlaşılmaya başladı. Özellikle çocuklarda ve gençlerde eksik uyku, öğrenme ve davranış sorunlarına yol açabilmektedir. Uyku özelliklerin ebeveynlere olan benzerliğini araştıran bilimadamları, yakın zamanda geniş bir ailenin fertleri arasında hDEC2 diye kodlandırılan bir gende mutasyon olduğunu ve bu aile fertlerinin alışık olunandan çok daha kısa uyuduklarını keşfettiler. Stanford Ünivesitesi’nden olan bu bilim insanları şimdi, aynı genin farelerde değiştirilmesiyle, “doğal olarak” kısa süreli uyuyan fareler geliştirmişler ve şimdi bu mutasyonun genel sağlık ve diğer fizyolojik işlevleri nasıl etkilediklerini belirlemeye çalışıyorlar. “İdeal uyku süresi” üzerindeki spekülasyonların bu genetik çalışmaların sonunda bir uzlaşma sağlanmasına yardım edeceği varsayılabilir. Tartışmasız olan, uykunun sağlıklı bir vücut ve düzenli işleyen bir beyin için “vazgeçilmez” önemi olduğudur.

Amerikan Hastanesi
Uyku Bozuklukları Klinik Şefi
Dr. Sabri Derman