TIBBİ MÜDAHALEDE HEKİM SORUMLULUĞU

HEKİM KİMDİR?

Hekim ;

Fiziksel, bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali sağlarken,iyilik hali bozulmuş olanların da acısını azaltmak, ömrünü uzatmak, durumunu düzeltmek,amacını güden kişidir.

Hekimler, bu amaç için;hukuk kuralları kapsamında sorumluluk bilinci ile hareket ederler.

Hekimlik uygulaması Bir sanattır. Memuriyet görevinden sayılmaz.

Tarihsel süreç içerisinde; tıbbı müdahalelerden ötürü hekimlerin veya diğer sağlık çalışanlarının sorumluluğu konusunda ilginç düzenlemelere rastlanmaktadır.

Örneğin; hammurabi kanunları, hekimin hatalı tutumunda önemli yaptırımlar getirmişti. Hekim bir insanı öldürürse ya da gözünü kör ederse, eğer hatalı ise elleri kesilmekteydi.

Mısır da ; mevcut yazılı tıp kurallarına uymak sonuç ne olursa olsun sorumluluğu ortadan kaldırmaktaydı. Ancak, yeni bir yöntem uygulanmasında hasta öldüğü taktirde veya iyileşmezse hekim ölüm cezasıyla cezalandırılmaktaydı.

Hekimin modern anlamda sorumluluğunun başlangıcı; hipokrat’la birlikte antik yunan’da başladı. Hipokrat’a göre; “hekim hasta karşısında ihtiyatlı davranacak, kayıtsız kalmayacak, kadınlar üzerinde çocuk düşürücü operasyonlarda bulunmayacak ve hastasına zehir vermeyecektir.”

yine Roma hukukunda XII levha kanunları, ”ihmal ve acemilikten dolayı hekimi sorumlu tutmaktadır.

Günümüzde; hekimin sorumluluğu konusunda en geniş ve ileri düzenlemeleri, ingiliz hukuk sisteminde görmek mümkündür.

Günümüz Türkiye’si açısından duruma bakıldığında özellikle, son yıllarda medya aracılığıyla sıkça haber konusu edilmeye başlanılan bu olaylarda, doğal olarak kusur ve ihmal aranmakta hekim ve öteki sağlık çalışanları sonuçtan sorumlu tutularak hastalar gördükleri zarara karşılık belli bir tazminat almak için mahkemelere başvurmaktadırlar.

Malpraktis olarak bilinen bu tür vakalarla ilgili mahkeme başvurularına ülkemizde sık sık rastlanmasa da sayıları her geçen gün artmaktadır.

ABD’de, her yıl 98 bin kişinin hekim hataları yüzünden hayatını kaybettiği bilinmektedir. Tıbbi olanaklarımızın ve hekimlik bilgisinin bu ülkeyle eşdeğer olduğu varsayılsa bile ülkemizde nüfusumuza oranla her yıl 20-25 bin kişinin aynı nedenlerden ötürü hayatını kaybettiğini kabul edebiliriz. Kaldı ki; sağlık olanaklarının yetersizliği ve hekimlerin eğitimlerinin daha az yeterli olduğu gözönüne alındığında bu rakamın gerçek boyutunun çok yukarılarda olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Günümüzde hekimin sorumluluğu sadece hastaya yönelik bir husus gibi değil, fakat çok boyutlu olarak ele alınmakta. Hekimin bir yandan hastasına ve fakat ayrıca topluma, meslektaşlarına ailesine ve bizzat kendisine yönelik sorumlulukları vardır

HEKİMİN SORUMLULUĞU NASIL OLMALI?

Hekimin hastasına yönelik sorumluluğunu; çağdaş, düzeyli bilgi ve beceriye, tanı-tedavi ve de izlemeyi kapsayarak en insani ölçülerle ve gösteri, abartma,şöhret peşinde koşmadan,şarlatanlıktan uzak olarak ciddiyet,şefkat ve ihtimamla yapması ve de hastasını gerek tanı, gerekse prognoz bakımından bilgilendirmesi gerekir.

Sorumluluk bilinci, hem meslek sahibinin kendisi, hem de toplum için,doğal ve güçlü bir güvencedir.

HEKİMLİK UYGULAMALARINDA:

•tıbbi etik boyutu
•özerkliğe saygı
•zarar vermeme
•yararlı olma
•adalet
kurallarının dikkate alınması gerekir.

GÜVEN’E DAYANAN “RIZA”(VEKALET SÖZLEŞMESİ)

Hekim ile hasta arasındaki ilişkiyi hukuk diliyle tanımlamak gerekirse bu bir vekalet ilişkisidir (akdidir). Bazı durumlarda da “vekaletsiz iş görme” ve “istisna (eser)” sözleşmelerişeklinde ilişkiler karşımıza çıkabilmektedir.

TARAFLARI: Taraflar hekim ve hastadır. Hastanın tam ehliyetli, tam ehliyetsiz, sınırlı ehliyetli ya da sınırlı ehliyetsiz oluşuna göre zaman zaman hastanın yasal temsilcisi de taraf olabilmektedir.

HÜKÜMLERİ:.

•hekim ile hasta arasında kurulan sözleşmede hekimin asıl borcu hastalığa tanı koymak ve tedavi etmektir.

• bunun yanısıra hekimin hastaya karşı aydınlatma (bilgilendirme) ve onam alma, kayıt tutma, sır saklama ile sadakat ve özen borcu gibi yan borçları da vardır ki, bu borçlar da akdin ifası içerisinde yer alır.

•bu ilişkide hastanın hekime karşı borçları ise hekime ücret ödeme borcu yanısıra “hekimin sorularına doğru yanıt verme” ve “tedaviyi başarısız kılacak davranışlardan kaçınma” yükümlülükleri vardır.

•VEKALET SÖZLEŞMESİNİN NİTELİKLERİ

•iş görme (hizmet) unsuru
•işin hasta yararına ve isteğine uygun yapılması
•işin süreye bağlı olmaması
•sonucun elde edilememe rizikosunun bulunmaması
•ücretin zorunlu koşul olmaması
•tarafların sözleşmeden vazgeçmeleri

HEKİMİN MÜDAHALEDEKİ BORÇLARI

• Hastayı aydınlatma borcu
•tıbbi müdahalenin hukuka uygun olabilmesi için hastanın müdahaleye rıza göstermesi gerekir. Hastanın rıza gösterebilmesi için de konunun özelliklerini, yapılacak işlemi, olası tehlike, komplikasyon ve sonuçlarını açıkça bilmesi gerekir. İşte hastanın bu konularda aydınlatılması da hekimin yerine getirmesi gerekli bir borçtur.
•Aydınlatmanın ispatı•sadakat borcu

Salt hukuk mantığı yönünden bakıldığında bir iddianın sahibi iddiasını ispatla yükümlüdür. Yani aydınlatılmaksızın rızasının alındığını söyleyen hasta bu iddiasını ispatlamalıdır. Ancak hasta-hekim ilişkisinde güçsüz olan tarafın hasta olduğu gözönüne alınacak olursa ispatın hekime yüklenmesi çoğu kez mümkündür. Ve yargıtay da bunu kabul etmektedir.

•Özen gösterme borcu

yukarıda da değindiğimiz gibi hekim tanı ve tedaviye yönelik tıbbi müdahalelerinde kendinden beklenen özeni gösterme borcu altındadır. Hekim tedavi yöntemini seçerken hastaya en çok yararı olacak ve en az zarar verecek yöntemi uygulamak zorundadır. Bu nedenle eğitim sürecini tamamladıktan sonra ortaya çıkmış tıbbi gelişmelere ayak uyduramamış, kendini geliştirememiş olması ya da bilmesi gereken mesleki kuralları bilmemesi nedeniyle sorumluluktan kurtulamaz.

Ancak hekimin özen gösterme borcunun sınırlarını da statüsü belirler. Yani bir pratisyen hekimden, bir uzmandan beklenebilecek tıbbi yeterlilik beklenmemelidir. Ama hekimin önüne gelen bir olguya müdahalenin kendi yeteneklerini aştığını görmesi halinde hastayı bir uzmana ya da hastaneye göndermesi de özen borcunun bir parçasıdır.

•Arşivleme ve kayıt tutma borcu

Hekim tedavisini üstlendiği hastaya ilişkin bilgileri muntazam birşekilde kayda geçirmek ve bu kayıtlarla birlikte diğer belgeleri saklamak mecburiyetindedir. Hekim ile hasta arasında tedavi sözleşmesini sona ermesinden sonra tedavi esnasında hasta tarafından hekime verilen dökümanlar hastanın mülkü olduğundan hastaya iade edilmelidir.

Tedavi sözleşmesi sırasında hekimin düzenlediği belgeler, rapor ve röntgen filmlerinin mülkiyeti ise hekime aittir. Hastanın bu belgeleri görme veya mülkiyetinin devrini isteme hakkının bulunup bulunmadığı ise tartışmalıdır.

•Sır saklama borcu

Hekim tedavi sırasında öğrendiği hastaya ait sırları gizli tutup üçüncüşahıslara açıklamamakla yükümlüdür. Vekalet akdine ilişkin borçlar kanunu hükümlerinde bu konu açıkça belirtilmemekle birlikte anayasa (m 17), medeni kanun (m 24), tıbbi deontoloji nizamnamesi (m 4/ı) ve TCK’ da da bu yasağı belirleyen hükümler mevcuttur.

Hekim hastasına ilişkin sırları onun ölümünden sonra dahi açıklayamaz, bilimsel tebliğlerde hastanın adı gizlenmek ve hastaya ilişkin sırlar diğer hekimlere bile verilmemek zorundadır. Hastanın menfaati bulunan herşey hekimin sır saklama borcunun konusuna girer.

Sadakat borcu:

Hekimin hastanın sağlığını korumak için gerekli herşeyi yapması, zarar verecekşeylerden ise kaçınmasını ifade eder.

Bu ilişkide hastanın hekime karşı borçları ise hekime ücret ödeme borcu yanısıra “hekimin sorularına doğru yanıt verme” ve “tedaviyi başarısız kılacak davranışlardan

kaçınma” yükümlülükleri vardır.

VEKALET SÖZLEŞMESİNİN SONA ERMESİ:

İfa ile, azil (hasta tarafından) ya da istifa (hekim tarafından) ile (hekim münasip olmayan zamanda istifa edemez), taraflardan birinin ölümü, ehliyetini kaybetmesi veya iflası ile (iflas eden hekimse tedaviyi sürdürmesini sağlayacak aletleri haczedilemeyeceğinden mesleğini icra etmeye devam edebilir, iflas eden hasta ise tedavi süreci zaten etkilenmez) son bulur.

Sözleşmenin ihlali:

Hekimin hasta ile kurduğu sözleşmeden doğan en önemli borcu tanı koyma ve tedavi yöntemini seçmedir.

Doğru tanı koyma bir yerde doğru tedavi yöntemini seçmenin önşartıdır.doğru tanıya ulaşabilmek için hekim mesleki ilkeleri ve kendisinden beklenen azami özeni göstermek zorundadır.

Anamnez, fizik muayene, gerekli röntgen ve laboratuvar tetkiklerinin çoğu kez birlikte uygulanması gerekir. Bir tanıya varmadan önce gerekli çalışmaları özenle gerçekleştirmiş ve araştırma sonucunda elde edilen bulguları özenle takdir etmiş olan hekim için sırf konulan tanının yanlışlığı yüzünden sorumluluk ortaya çıkmaz.

Çünkü hekimin yetenekleri sınırsız olmadığı gibi, özenli bir araştırmaya karşın gerekli belirtiler hiç elde edilemeyebilir de.

HEKİMİN MÜDAHALEDEKİ KUSURLARI

Tıp biliminin eylemsel yönü olan tıbbi müdahaleler, öncelikle gerçeklerle ve yüksek özenle hareket ediliyor olması açısından hukuka uygun olmak durumundadır.

Gerek tanı, gerekse tedavi aşamasında hekimin hastayı yararlanabileceği imkanlara sahip diğer tanı araçları ve uzman görüşlerinden de kasten mahrum bırakmaması gerekir.

Hekimin kendi mesleki yetki ve yeteneklerini doğru birşekilde tartıp, hastayı buna göre yönlendirmesi gerekir.

Hekimin kendine aşırı güven duyması sonucu gösterdiği cüret ve bunun sonucu olarak tıp bilimi ve uygulamasında genel olarak tanınıp kabul edilmiş esasların zorunlu kıldığı özeni göstermemesi “mesleki acemilik” olarak değerlendirilmelidir.

Kuşkusuz bu durumda ortaya çıkacak zarardan hekim sorumlu olacaktır. Buna karşın tedavinin her zaman başarı ile sonuçlanmasışart değildir. Çünkü hekimden beklenen hastayı kesin olarak iyileştirmesi değil, özenle tedavi etmesidir.

Hekim sadece kendi yaptığından değil aynı zamanda Laborant, teknisyen, asistan hemşire gibi personelden yardım alınmasında, bu kişilerin verdikleri zarardan da hastaya karşı sorumludur.

KUSUR:

Hekimin sözleşmeye dayalı sorumluluğunun ortaya çıkabilmesi için sözleşmenin ihlalinde kusurlu olması gerekir. Kusur kast veya ihmalşeklinde olabilir. Hekimlik uygulamasında kastşeklinde kusur oldukça nadirdir. Örneğin yüksek bir tedavi ücreti alabilmek için tedavi süresini kasten uzatmak gibi. İhmalde ise hekim hukuka aykırı sonucu istememekle birlikte böyle bir sonucun meydana gelmemesi için gerekli özeni göstermez.ya yapılması hatalı olan bir işlemi yapar, ya da yapılması gereken bir işlemi yapmaz.

İhmalin belirlenmesinde ölçüt hekimin mensup olduğu kategori içinde yer alan ortalama bir hekimin aynı hal veşartlarda göstereceği davranış biçimidir.

Hekim ihmali ister hafif ister ağır ihmal olsun sorumluluktan kurtulamaz ancak bu ayırım tazminatın hesaplanmasında gözönünde tutulur.

ZARAR:

Hekimin sözleşmeden doğan sorumluluğuna gidilebilmesi için yukarıda sayılan unsurlar yanısıra bir zararın da ortaya çıkması gereklidir. Hastanın herhangi bir zarara uğramadığı durumda hekimin sorumluluğundan da söz edilemez.

İLLİYET BAĞI:

Ortaya çıkan zarar ile failin (burada hekim) davranışı arasındaki bağlantıdır. İlliyet bağı üçşekilde kesilir:

A) kaza (mücbir sebep) : örneğin hastanın muayenehanede bir deprem sonucu ölmesi gibi.

B) üçüncü kişinin kusuru: örneğin hekimin reçetesine yazdığı ilaçtan farklı etkide bir ilacın eczacı tarafından hastaya verilmesi.

C) mağdurun (hastanın) kusuru.

VEKALETSİZ İŞ GÖRMEDEN DOĞAN HUKUKİ SORUMLULUK

Yasaya göre:

BK 411/I: Başkası namına tasarrufta bulunan kimse her türlü ihmal ve ihtiyatsızlıktan sorumludur.

BK 411/II: Şu kadar ki, o kimse işi görülenin uğrayacağı bir zararı önlemek için bu işi görmüşse, sorumluluğu daha hafif olarak değerlendirilir.

BK 411/III: İş sahibinin açıkça veya üstü kapalıca men’i varken o kimse bu işi yapmış ve iş sahibinin men’i de kanuna ve adaba aykırı bulunmamış ise kazadan bile sorumlu olur. Meğer ki o kimse müdahalesi olmasa bile kazanın meydana geleceğini ispat etsin.

Burada bir akde dayanmayan tıbbi müdahalede hekimin özen borcunun akdi ilişkiden daha az olmadığı vurgulanmaktadır. Maddenin II. fıkrası bir ölçüde I.fıkraya bir yumuşatma getirmekle birlikte, hasta-hekim ilişkisinde II. fıkraya dayanmak suretiyle hekimin özen borcunu hafifletmek uygun değildir. Hekim bir kimseyi daha ağır bir zarardan korunak amacıyla bile müdahalede bulunsa halin özelliklerine göre ortalama bir hekimin aynı hal veşartlar altında göstereceği özeni göstermekle yükümlüdür.

Maddenin üçüncü fıkrası tedaviye veya girişime rızası olmayan hastanın reddinin mantıksız olduğu, tedavinin objektif olarak yararlı olduğu hekim tarafından ileri sürülemez, hekim doğacak sonuçlardan sorumlu olur, meğer ki hastanın reddi hukuka veya ahlaka aykırı olsun.

HEKİM SORUMLULUĞUNU İÇEREN YASALAR

•1219 sayılı tababetşuabat-ı tarzı icrasına dair kanun,.
• tıbbi deontoloji tüzüğü,
• tababet uzmanlık tüzüğü,
• özel hastaneler kanunu ve tüzüğü ve yönetmeliği,
• 6023 t.t.b yasası,
• hemşirelik kanunu,
• 224 sayılı yasa,
• 154 sayılı yönerge,
• temel sağlık hizmetleri kanunu,
• s.s.k yasası ve ilgili mevzuat,
• iş ve işçi sağlığı ile ilgili mevzuat,
• organ ve doku alınması, sak.ve nakli hk kanun
• diğer ulusal ve uluslar arası sağlık mevzuatları
• türk ceza kanunu,

KAYNAKLAR

1. www.Saglikhukuku.Com
2. Doç.Dr. Murat B. Alkanat Ege Üniv. Tıp Fak. Patoloji Abd -İzmir Tabip Odası Hukuk Komisyonu Üyesi
3. www.Saglikhukuku.Com Av. Ş. Ali Göçmen
4. Yard. Doç. Dr. Nezih Varol, Marmara Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Halk Sağlığı Ve Adli Tıp Uzmanı •
5. Gürkan Sert Arş. Gör., Şefik Görkey Prof. Dr., M.Ü. Tıp Fak. Deontoloji Abd, Iı. Ulusal Tıbbi Etik Kongresi Bildiri Kitabı, 2001