TAM GÜN ÇALIŞMA YASASIYLA ÖZELLİKLE ÜNİVERSİTE HASTANELERİ DAHA DA “HASTALANABİLİR”

HEKİMLERİN KAMU KURULUŞLARINDA TAM GÜN ÇALIŞMALARINI ÖNGÖREN DÜZENLEMEDE BİR DİZİ ÖNEMLİ YANLIŞLAR VARDIR VE BU SAĞLIKTA BİR DÖNÜŞÜM DEĞİL “GERİ” DÖNÜŞÜM YAŞATACAKTIR.

Gündemde olan, hekimlerin tam gün çalışmasını ön gören yasa tasarısı hakkında Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Yazıcı, 13 Mart Perşembe günü İstanbul’da yapılan “Sağlıkta Dönüşümün Bir Parçası Olarak Tam Gün Yasa Tasarısı: Görüş Ve Öneriler” başlıklı toplantıda ciddi açıklamalarda bulundu. Bu yasanın uygulanmaya başlaması ile birlikte ciddi sorunlar yaşanacağını söyleyen Prof. Yazıcı, yasanın kaçak çalışmayı kurumsallaştırabileceğini belirtti.

Daha önemli sorunlar göz önünde dururken, hekimlerin çalışma sistemini değiştirerek sağlık konusunda iyileştirmeye gitmenin iyileştirme sağlamayacağına değinen Yazıcı, ülkenin ana sağlık sorununun sağlığa ayrılan bütçe azlığı olduğunu vurguladı. Yazıcı, “Hekimlik sağlık hizmetlerinin bir parçasıdır. Sağlığın korunmasında hekimlik kadar, temiz hava, içme suyu, yeterli beslenme, uygun mesken, taşıt kazalarını önlemek ve tıp merkezlerine kolay ulaşım sağlamakta en başta devlete, ondan sonra da hekimlerden fazla, mühendislere, çevrecilere, yatırımcı tüccara ve endüstriciye de iş düşer” diye konuştu.

“Bütün bunlar yanında sağlık hizmetleri hiçbir zaman bir sermaye birikim amacı olmadığı gibi hiçbir zaman da kendi parasal kaynaklarını karşılayamaz” diyen Yazıcı, geçilmesi düşünülen uygulamada böyle ve de çok yanlış bir amaç güdüldüğü endişesi olduğunu dile getirdi

BATILILAŞMA YOLUNDA YAPILAN YANLIŞLAR

Batılılaşma adına yapılan değişiklerde temel yanlışlar olduğuna dikkat çeken Yazıcı, batının buralara nasıl geldiğini görmezden gelmeden yapılan uygulamaların ciddi bir hata olduğuna değindi. Yakın tarihte yaşanılanlara değinen Prof. Dr. Yazıcı, “Özellikle otoriter rejimler, tarih boyunca ve popülizm uğruna değindiğim sağlık-tıp ayrımını kasıtlı olarak göz ardı edip tüm sağlık hizmetlerini hekimlerin üzerine yıkmaya çalışmışlardır. En güzel örnek Mao rejiminin ünlü çıplak ayaklı hekimleridir. 12 Eylül sonrasının ‘EKG cihazına ne gerek var, doktor dediğin dinleme aletiyle de infarktüs tanısı koyar’ diyen sağlık bakanlarını da unutmayalım. Uygar toplumlardaki tıp hizmetlerine ulaşabilmenin ülkemizde tıp hizmetlerine ayrılan güncel parayla olanak dışı bulunduğu ve aradaki uçurumun da gittikçe açıldığı dürüstçe söylenmelidir. Bir iltihaplı romatizma veya Behçet hastasının yıllık tedavi bedeli arasında Avrupa ülkeleri ile ülkemiz arasında anlamlı bir fark yoktur. Ancak bu bedel kişi başına düşen milli gelire oranlandığında benzer hastalıklara yakalanmış büyük bir grup vatandaşımızın neden ve nasıl uygar ülkelere koşut bir tıbbi tedavi göremedikleri ortaya çıkar. Kamu hastanelerinde tam gün çalışıp çalışmamanın ise sağlığa para kaynağı yaratılmasıyla bir ilişkisi yoktur” dedi.

TAM GÜN ÇALIŞMA ARZU EDİLEN BİR SİSTEMDİR. ANCAK ÖZELLİKLE ÜNİVERSİTE HASTANELERİNDE DOĞRU İŞLEYEBİLMESİ İÇİN DAHA EVVEL BAŞKA TEMEL UYARLAMALARA GEREK VARDIR.

Tam gün çalışmanın doğru olarak işleyebilmesi için ondan evvel başka temel uygulamaların yapılması gerektiğini savunan Yazıcı, “Onyıllardır bir yandan salt kepini havaya atıp üzerine şatafatlı giysiler giymekle üniversite oluştuğunu sanan görüşün ürünü, mesleki rekabetten umacı gibi kaçan, Batı’nın ürettiğini, hem de göndermesiz, öğrencisine aktarmayı marifet sayan öğreticiler tam gün çalışmış, yarım gün çalışmış ne fark eder. Özetle tam gün çalışma, candan katılıyorum, arzu edilen bir çalışma sistemidir. Ancak, aynen demokrasi gibi, doğru işleyebilmesi için ondan evvel başka temel uyarlamalara gerek vardır.” diye konuştu.

Yazıcı, “Bugünkü haliyle tam gün tasarısında üniversite hastanelerinin “yan dallaşmak”, “bilim üretmek”, öğretim elemanı ve uzman yetiştirmek işlevlerine beklenenden çok az önem verilmektedir. Üniversite hastanelerinin rutin hasta bakımı yerleri olmadığı unutulmuştur. Herhangi bir alanda bilgi üretmek sanıldığı gibi bir lüks değil uygarlığı yakalamanın olmazsa olmazıdır. Tıpta bilgi üretiminin yeri ise üniversite hastaneleridir.” dedi.

ÜNVANLARI DEĞİŞTİRİN VE TÜM EĞİTİM HASTANELERİNİ ÜNİVERSİTELERLE İLİŞKİLENDİRİN

Dr. Yazıcı, çözüm için; sözleşmeli çalışma sistemi, akademik ünvanlarda yasal değişiklik ve akademik ünvanların çalışılan kurumlara göre değişiklik gösterebilmesinin yararlı olacağının altını çizdi. Prof. Dr. Yazıcı bu sistemi şöyle anlattı: “Klinik dallarda “klinik” profesörlük (yard. doçent ve doçent); temel bilimlerde “temel bilim” profesörlüğü (yard. doçent ve doçent) ünvanları yaratılır. Bu ünvanları olanlar üniversitelerde veya eğitim kurumlarında yarı zaman çalışabilirler. Böyle “klinik” nitelikli ünvanların verilebilmesi tümüyle kişinin çalışacağı üniversiteye bırakılır. Yarı zaman öğretim üyeleri birkaç yıllık sözleşmeyle çalışır, yönetici görevi alamazlar; kendilerine ancak sembolik bir ücret verilir. Kurumda zorunlu bulunma süreleri ve görevleri tümüyle esnektir ve doğrudan bağlı olacakları anabilim dalı yöneticisiyle yapılacak anlaşmayla saptanır. Böyle yarı zaman elemanlardan, özellikle polikliniklerde hasta bakımı, öğrenci ve asistan eğitimi yanında araştırmada da yararlanılır. Özel hastalarını fakülte hastanesine yatırdıklarında verdikleri hizmete göre, yine yönetimle yapacakları anlaşma kapsamında, bir oran alırlar. Sözleşmeli tam zaman statüsünde olanlar kurum dışı çalışamazlar. Gelirlerinin bir bölümü kurum tarafından karşılanır. Onun birkaç katı kadar da kendileri kurum içi para kazanabilir. Ancak söz konusu kurum içi çalışma kesinlikle eğitime ve/veya araştırmaya da katkıda bulunacak biçimde uygulanır. Akademik profesörler ise kesin tam zaman çalışır. Bu en üst grup öğretim üyesinin –ki sayıları çok kısıtlı olur- görevleri ancak emeklilikle sona erer. Telif hakları dışında tüm gelirleri kurumca karşılanır.”

Böyle bir uygulamaya geçişte halen üniversite dışında kalan eğtim hastanelerinin yeni düzenlemede üniversite hastanelerine bağlanmasının (affiliation) çok uygun olacağını belirten Prof. Yazıcı bu son değindiğinin, bilimsel ve hizmette bir rekabet ortamı yaratarak çok yararlı olacağının altını çizdi. Prof. Dr. Hasan Yazıcı sözlerini, “Çarpıklığın temel nedeninin her kurumumuza egemen, o eşsiz ve tarihsel kolaycılığımız olduğunun göz ardı edilmemesi gerekir.” diyerek noktaladı.