ŞİŞMANLIK

Şişmanlık

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Profesör Doktor Üstün Korugan, öncelikle şişmanlığı tarif etti: “Şişmanlığı sık sık ele alıyorsunuz, çünkü şişmanlara gittikçe daha sık rastlıyorsunuz ister istemez. Şişmanlık kısaca tıp kitaplarında, bilim kitaplarında bedendeki yağ dokusunun gerekenden fazla olduğu durum olarak belirlenir. Bedendeki yağ dokusunun fazla olduğu durum, insanlarda ciddi bir sağlık sorunu yaratır. Bu yağ dokusu fazla varken kas dokusu, kemik dokusu ağırlığı olan, fazla olan insanları tabi şişman olarak kabul etmemek için bu şeyi yapıyoruz ve bunun için de birtakım hesaplamalar, formüller kullanıyoruz. O formüllere dayanak bir kişi şişman mıdır değil midir değerlendiriyoruz. Bunun içinkullandığımız en önemli formül de herkese, her yerde söylediğimiz beden kütle indeksi dediğimiz formül. Kilogram olarak ağırlığımızı ölçüyoruz, ve bunu boyumuza bölüyoruz. Ama boyun metrekaderisini alıyoruz. Yain 80 kilo ağırlığında insan, ne bileyim 1.70 boyundaysa, 80 bölü 1.7’nin karesi. Kilogram bölü metrekare olarak hesaplıyorsunuz. Bunun 18 ila ortalama 25 arasında, haydi 19 ila ya da 26 arasında kalması lazım. Bu tabi buraya doğru çıktıkça, birazcık hani eskiden boyu kilosuna eşit olsun insanı formülünden biraz daha gerçekçi olmasına olanak tanıyor. 1.75, 78 kilo ağırlığında bir insan 1.70 boyundaysa ve bu adam bir atletse o zaman değil mi şişman olarak kabul edilmeyebilir.”

BEL ÖLÇÜSÜ UYGULAMASI
Bel ölçüsü uygulaması hakkında ise Prof. Dr. Üstün Korugan, şunları söyledi: “Birçok ölçü kullanıldı. Böyle hani mühendislerin kullandığı, ustaların kullandığı şeylerle, deri altı yağ dokusunun kalınlığı, ölçümleri.. Bunlar da bir ölçüde geçerli ama her zaman aynı ölçüyü alamayabiliyorsunuz. En sağlamı bugün kabul edilen bel çevresi. Bel çevresini kalça çevresine bölmek de bir değerlendirme aslında. İşte bel çevresinin kadınlar için 82 cm’yi geçmemesi, erkekler için de 88 cm’yi geçmemesi gerek. Bu erkek için örneğin 90 cm’nin 95 cm’nin üzerindeki bir ölçü ya da daha sağlam söylersek 102 cm’nin üzerindeki bir şey ciddi risk taşıyor, kadın için de işte 88 cm’nin üzerindeki bir genişlik risk taşıyor. Bu bize kilonun, yağların daha çok karın çevresinde, gövdede toplandığını, bel çevresinde toplandığını gösteriyor.”

ŞİŞMANLIĞIN ARTIŞ NEDENLERİ
Son araştırmalar Türkiye’de de şişmanlığın artığını gösteriyor. Özellikle kalp hastalıklarıyla ilgili yapılan çalışmalarda Türkiye’nin örneğin kadınlarda Avrupa’nın en olumsuz durumdaki ülkesi olduğunu gösteriyor. Yani şişmanlık tabi tek başına bir sağlık sorunu değil. beraberinde birçok sağlık sorununa da neden oluyor.
Prof. Dr. Üstün Korugan, şişmanlığın Türkiye’deki artış nedenleri konusunda şu açıklamaları yaptı: “Şimdi şöyle düşünmek lazım. Şişmanlaması insanın ya da ilerde şişman olacağı nerdeyse işte genleriyle genetik olarak belirlenmiş durumda. Ve bu kişilerin şunu söylediniz ki bu önemli, şişmanlığın getirdiği sağlık sorunları. Oysa aslında şunu söylemek gerekir, insanın şişman olmasını belirleyen program aynı zamanda bizzat kendisi bir sağlık sorunu, bizzat kendisi bir sağlık sorunu. Çünkü bu insanlar aldıkları enerjiyi daha yavaş harcıyorlar, bu insanların bedenlerinde aldıkları besinler daha zor ve yavaş kullanılıyor. Bu insanların hormon sistemleri ciddi olarak zorlanıyor, bu nedenle şişmanlıyorlar. Aynı nedenle de sağlık sorunlarıyla karşılaşıyorlar. Yani bir insanı şişman yapan nedenler zaten kendileri damar sertliği yapan açıkça sağlık sorunlarıdır. Şişmanladıkça da bu damar sertliği ve vücut üzerindeki öte yandan artar ve iki düşman karşısında bu insanlar.”

ANİDEN KİLO ALMAK
Yeme alışkanlıkları değişmeden kilo alma konusunda ise Prof. Dr. Üstün Korugan, şu bilgileri verdi: “Bulunduğu yaşın onun için kilo almada etkisi olabilir. Mesela bir erkek için 45 yaşında böyle birden bire hızla kilo almak, beslenme alışkanlığı değişmeden, bir tıbbi araştırmayı gerektiren bir durumdur. Ona bir bakmakta yarar vardır. Bu şu da olabilir, şimdi bize hep sorarlar, biz hastaya deriz ki ailemizde, ufakları arasında şeker hastası var mı? Yok, var ama onlar hep 50’sinden sonra şeker hastası oldular. İşte asıl gerçek genetik budur. Şimdi o güne kadar genetik olarak program bir ölçüde çevresel etkenlerden korunmuştur. Ama ilerleyen yaş, değişen çevre genetik etkenlerin ortaya çıkmasına ve insanı birden bire değiştirmesine yol açabilir, bu genetik etkenlerin gücüne bağlıdır. Bazen bu 8-10 yaşında olur, bazen çok güçlüyseler. Ama bazen de tam 45 yaşlarına geldiği zaman, vücudundaki yaşlanmayla birlikte bitmekte olan hormonal değişmelerin kritik bir noktasında bir değişim yaşamıştır.”

SENDROM X
Ülkemizde de sık görüldüğünden söz edilen sendrom x veya metabolik sendrom olarak adlandırdığımız bir problem daha var. Çocuklar arasında bile belli bir oranda rastlandığından söz edilen sendrom x hakkında Prof. Dr. Üstün Korugan, şu açıklamaları yaptı: “Şimdi aslında sendrom x, x değildir. Çünkü bilinmezliği ifade etmez. Bundan 60 yıl, yani 55-60 yıl kadar önce zaten bu kadar tıp teknolojisine sahip değilken işte dokulardaki bazı ölçümleri, biyokimyasal ölçümleri, işte moleküler biyolojik ölçümleri bile yapamazken bu tanımlandı. Yani bu tanıma bakarsak, işte şu tipteki insanlar, ne bileyim gövdesel şişmanlığı olan, işte karın dokusunda, karın bölgesinde yağları çok toplanmış olan işte armut gibi şişmanlık, elma gibi şişmanlık, işte yani o elma gibi şişmanlığın bu olduğu tanımlandı. Sonra 1970’lerde metabolik sendrom adıyla tanımlandı. Ama günün birinde bir araştırıcı 78’li yıllarda vücutta ensilün rezistansı denilen durumu ölçebilince, bunun metodunu geliştirince o zaman görüldü ki bu ensilün rezistansıyla tetiklenen ve başlayan ortaya çıkan bir tablodur.”
Prof. Dr. Üstün Korugan, daha sonra ensilün rezistansını açıkladı: “Kaslarımızın içine şekerin, enerjinin girmesi gerekir. Bu kişiler doğuştan bu sistemleri iy içalışmayan kişilerdir. Yani şeker o kişilerin kaslarının içine iyi giremez ve iyi kullanılamaz. O zaman vücut gereğinden daha fazla ensilün salgılar. Vücut gereğinden daha fazla ensilün sağladığı için yağları çok kolay biriktirir vücudunda. Bu biriken yağlar tersine dönüp ensilün rezistansını kapçılarlar ve gittikçe bu olay ve fazla ensilün, ve yüksek ensilün, yüksek tansiyona ve damar sertliğine kolayca yol açar. Bir zamanlar bir gazetede şöyle bir yazı çıkmıştı. Ünlü Amerikalı, adını vermeyeyim, çok tanınmış bir kalp uzmanı, cerrahı diyor ki; bizim hastalarımızın bir kısmında kolesterolleri normal, bütün yağları normal, ama ciddi sertlikleri var. İşte bu yüksek ensilünün yaptığı damar sertliğidir. Biz bunu biliyoruz, metobolizma uzmanları olarak. Ama o kesim çok iyi bilmeyebilir o disiplin içinden gelmediği için. Yani genetik olarak bu şansızlıkla doğar kişi, beslenme şekli ve ilerleyen yaş metabolik sendromu ortaya çıkararak büyür.”
Prof. Dr. Üstün Korugan, kilo verememe sorunu ile ilgili olarak şöyle devam etti: “Yani demin işte genetikten söz ettik, bir gen sorunu var. Bu bir gen değil. yani 27-28, belki 35 gen, bilmiyorum tam sayılarını. Yani işte yağ dokunuzda yağın depolanmasını ayarlayan gen, işte ordan yağın kana verilmesini, çözülmesini ayarlayan gen, beyninize gidip bu yemeği ye ya da yeme, doydun ya da doymadın sistemini ayarlayan gen… Bir sürü genler var. Ve bu durumda tabi bunlardan mesela bir tanesi arızalı oluyor. İnsan işte hafifçe şişman, biraz dikkat edince kilo verebilen bir insan olarak götürebiliyor. Ama bunların çoğu birden üstümüze saldırırsa, o zaman kilo vermeniz çok zorlaşıyor. Şimdi burda benim tavsiyem şu olacak; incecik olmak kilo vermek, yani böyle bir belli forma gelmek için savaşmak değil, var olan kilonuzu yüzde 5, yüzde 10 azaltmak. Görülecek ki tansiyonu da, işte yüksek tansiyonu varsa onun da azaldığını görecektir. Yüzde 10 azaltmak belki sağlığına yüzde 70-80 bir fayda katmak anlamında. Yani burda şişmanlık bir hastalıktır diyorsak bu hastalığın da bir tedavisi var. Bu tedavinin formüllerinden biri de bu, bu kadar kilonuzu azaltın, ve kendinizi mutlu ve güçlü hissedin.”

ŞİŞMANLIK TEDAVİSİNDE İLAÇ
Şişmanlık tedavisinde önerilen birçok yöntem var, egzersiz, diyet… Son dönemlerde ilaç tedavisi de etkin bir şekilde öneriliyor. Prof. Dr. Üstün Korugan, ilaç tedavisinin bilimsel olarak son yıllarda yapılan çalışmaları dikkate alarak, şişmanlık tedavisindeki rolünü açıkladı ve kullanan insanların kafalarında bazı soru işaretleri bırakan yan etkileriyle ilgili spekülasyonları değerlendirdi: “Şimdi bir kere şişmanlık hastalıktır diyoruz, bunun hastalık olduğunu kabul ettik. O zaman tıp hastalık olunca buna bir ilaç bulmaya uğraşacaktır. Ve bu ilaçlar için de çok büyük gayretler sarfetmekte, araştırmalar yapmakta. Örneğin bir insanın artık yeme, doydun diyen sisteminde bir arıza varsa genetik, ve bu arıza ilerleyen yaşla ve zamala artan kilolarla büsbütün hızlanıyorsa, siz bu arızaya etkili olabilecek, onu durdurabilecek, yavaşlatabilecek bir ilaç bulabiliyorsanız, kulanabiliyorsanız o zaman bu insanın hiç olmazsa bu işlem mekanizması üzerine etkili olup ve belki de enerji harcamasını da hızlandırabilecek bir özellik de katabiliyorsanız varsa bu ilaçta, bunu denemelisiniz, denemek durumundasınız. Zaten ilaçlar çok şeylerden geçtikten sonra, birçok araştırma durumundan geçtikten sonra, hayvan deneyleri vesaire, iyice ispatanıp yan etkileri ve etkileri ortaya çıkarıldıktan sonra ve dünyada bu konuda otorite olan kuruluşlar, Dünya Sağlık Örgütü, evet, bu ilaç insanlara kullanılabilir dendikten sonra piyasa çıkartıyorlar. Biz de buna güvenerek hastalarımıza bu ilaçları veriyoruz. Etkilerini bütün ayrıntılarıyla biliyoruz. Şimdi yani siz günde 2.5 litre su yerine 12.5 litre su içerseniz suyun da zarar vardır. Siz ne bileyim, en faydalı şeyi gerekenden fazla yaparsanız onun da bir zararı vardır. İlaçların vücuda giren bütün ilaçların her şeyin yani işte aspirin mesela, aspirin bütün dünyada en çok yaygın kullanılan şeydir. Ama aspirin insan öldürebilir, ama bir de şunu düşünmek lazım, biyolojik canlılar birbirlerinden çok farklıdırlar. Yani bireysel farklar çok fazladır. Bütün bu bireysel farklardaki ortak yanı bularak, ortak özellikleri bularak ilaçlar hazırlanır, ona göre hazırlanır ve ama bunlar arasında yan etkiler olmaz değil. Bir de şunu düşünmek lazım, özeldir bunlar, genelde söylüyorum, şişmanlık açısından düşünelim. Şişmanlık hayatı tehdit eden bir durumdur hele çok aşırı noktalara vardığında öldürücü bir hastalık olarak bile kabul edilebilir. Şişmanlığın getireceği çok ağır liste bir ilacın yan etkilerinin kat kat üstünde olabilir. Siz o riski bile göze alabilirsiniz ki kaldı ki şişmanlıkla ilgili ilaçları biz, benim bildiğim 1969’lu yıllardan beri kullanırız, en eski şekilleriyle kullanırız.”

ZAYIFLAMA İLAÇLARI İLGİLİ SPEKÜLASYONLAR
Son olarak İtalya’da bir karar alındı. Bazı zayıflama ilaçlarının satışı durduruldu, gözlem altına alındı, bazı ölümlere neden olduğu iddia edildi. Bu ilaçların bir kısmı Türkiye’de de var. Türkiye için Sağlık Bakanlığı böyle bir açıklama yapmadı. Prof. Dr. Üstün Korugan, hastaların kafasında olabilecek soru işaretlerini şöyle aydınlatmaya çalıştı: “İlaçlarda ki ilaçları birbirinden ayırmak lazım, Sağlık Bakanlığı’nın onayını almış, ruhsatlandırılmış piyasada var bu ilaçlar var, bir de eczanelerde, orda burda, işte hastaların gidip aldığı efendim bilmem ne x ilacını aldım, şunu aldım.. Onlar için bir şey söyleyemeyiz. Çünkü o bizim konumuzun dışında. Ama ruhsatlandırılmış, Sağlık Bakanlığı’nın onayını almış, bilinen, dünyada ciddi örgütlerin onayını almış bir ilaç hakkına ya da ilaçlar hakkında konuşulursa o zaman bu ilaçları biz bu tür ilaçları 69’lu yıllardan beri kullanıyoruz.”
Prof. Dr. Üstün Korugan, şöyle devam etti: “Ben kendi payıma bugüne şöyle kaba bir işte Antalya toplantısında da söyledim, kendi payıma 30 bin civarında belki şişman insanla karşılaşmışımdır, bugün tedavi etmek amacıyla. Ve hiçbir ciddi yan etkiye rastlamadığımı söyleyebilirim. Neden? Çünkü hekim tarafından seçilip doğru yerde, doğru zamnda kullanıldığında bir yan etki görmek mümkün değildir. Yani iyi planlandığı zaman bir yan etki görmek mümkün değildir. Kaldı ki sizin bu ilacı verdiğiniz kişi zaten kendisi bizzat risk taşıyan bir insan. Şöyle bir insan düşünelim; nefesini alamıyor, geceleri uyayamıyor, geceleri boğulacak gibi oluyor, kalbinin bütün damarları sertleşmiş, her an bir koroner damarı, bir kalp damarı tıkanabilir. Biz bu insana, ya da tansiyondan başına bir sorun gelebilir, siz bu insanı bu noktadan mümkün olduğu kadar geri çekmeye çalışıyorsunuz, burda bütün kozlarınızı kullanıyorsunuz. İşte egzersiz yaptırıyorsunuz, belli seviyenin üstünde yapamıyor, yürüyemiyor. Diyetini zar zor ayarlıyorsunuz. Burda ilaçla bu insanı acilen yardım etmek istiyorsunuz. Burda bu insan çok büyük olasılıkla ve çok zaman siz onu tedavi edemeden hayatını kaybediyor, yani siz ilaçla dahi ona etkili olamadan, ilacın ne etkisini, ne de yan etkisini göremeden kendi hastalığının etkisiyle zarar görebiliyor. Bunu çok iyi ayırmak lazım.”
Prof. Dr. Üstün Korugan, son olarak “her tür ruhsatlandırılmış zayıflama ilacı, bence en ufak vitaminin bile hekim kontrolünde verilmesi gerekiyor, çünkü ilaç reaksiyonu diye relaksiyon vardır” dedi ve ekledi “ilacın muhakkak hekim kontrolünde ele alınması gerekiyor ve her hastaya özel değerlendirilmesi gerekiyor”.

Haber: NTVMSNBC