KISIRLIĞI BİTİRECEK YÖNTEM

Tüp bebek tedavisinde çığır açtı!

Çoğul gebeliklerin önüne geçmeyi sağlayan Metabolomix yöntemi tüp bebek tedavisinde çığır açtı. Bilim insanları şimdi kişinin kendi kök hücrelerinden sperm veya yumurta üretmesini sağlayarak kısırlığa tamamen veda etmenin peşinde.

En sağlıklı embriyoyu seçerek çoğul gebeliklerin önüne geçmeyi sağlayan Metabolomix yöntemi, tüp bebek teknolojisinde yeni bir alan açtı. Hürriyet’ten Çiğdem Arıcı’nın haberine göre, yöntemi geliştiren ise Yale Üniversitesi’ndeki ekibiyle birlikte Prof. Dr. Aydın Arıcı soruları yanıtladı.

Prof. Dr. Arıcı, “Bizim en büyük sorunlarımızından biri anneye iletilen embriyoları değerlendirme konusundaydı. Embriyolar bugüne kadar en fazla mikroskopla bakılarak, bölünen hücreler birbirlerine simetrik mi eş mi, bunlara bakarak bir değerlendirme sistemimiz vardı. Bu, çok fazla kesin olmayan bir değerlendirme sistemiydi” derken şöyle devam etti: “Yani sokaktan geçen bir insana bakıp iki kolu iki bacağı var tamam bu sağlıklı demek kadar geçerliliği olmayan bir değerlendirme sistemiydi. Ek olarak şimdiye kadar yapılan değerlendirmelerden embriyonun içinden bir hücreyi alıp onun kromozomlarına bakmaktı.

Ancak bu yötemle 6-7 hücresi olan bir embriyonun bir hücresini dışarı alıp, o hücreyi kaybetmesine neden oluyorsunuz. Metabolomix yöntemi ise şöyle: Embriyolar, kendilerini besleyen bir sıvının içinde yaşamlarını sürdürür. İnsanlar gibi yer, içer ve daha sonra aldıkları maddeleri idrar ve dışkı yoluyla atar. Bir insanın sağlık sorununu belirlemek için nasıl idrar ve dışkısını inceliyorsak, bu yöntemle artık embriyoların da atıkları inceleniyor. Bunun için çok gelişmiş bir alet ile değişik dalga boyları kullanıyoruz. Böylece embriyonun profilini çıkartabiliyor ve buna bağlı olarak görünüşe aldanmadan sağlıklı olup olmadığını belirleyebiliyoruz.”

Bu yöntemle hamilelik oranının yüzde 50’ye çıktığını söyleyen Prof. Dr. Arıcı, “Çift embriyo olsa tabii ki daha yüksek. Tek embriyoyla çoğul gebelik hemen hemen 0’a yakın. Niye 0 değil de 0’a yakın. Bazen çok nadirde olsa transfer edilen tek embriyo gelişimi sırasında ikiye ayrılıp tek yumurta ikizi dediğimiz ikize sebebiyet verebiliyor” dedi.

Tüp bebek denemesinin sınırı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Arıcı, “Bildiğimiz bir şey varsa o da şu, ilk 3 denemeden sonra yani başarısız denemelerden sonraki denemelerde olumlu sonuç alma olasılığınız düşüyor. Tüp bebek etkilerini 3 grupta toplayabiliriz. Birincisi fiziksel, ikincisi psikolojik, üçüncüsü de maddi. Tabii ki maddi açıdan hafif miktarlar değil. Psikolojik dediğinizde çok haklısınız, her gün o iğnelerin yapılması, 2-3 günde bir pek de sevimsiz olan jinekolojik muayene için gidilip gelinmesi. Aynı zamanda çalışan bir kadınsa işten izin durumlarını ayarlaması, çevresine bunları anlatmak zorunda olması…. Bu açılardan bakıldığında stres yapıcı bir tedavi.

Bunların ötesinde bir de fiziksel açısından bakıldığında aslında kullanılan ilaçlar çok yüksek dozda kullanılmadığı müddetçe riskli değil. İki tane özellik söyleyeceğim, birincisi kısa vade ikincisi uzun vade. Kısa vadede bu ilaçların etkisi gelişmekte olan yumurta sayısını artırır. Buna bağlı olarak da östrojen hormonu yükselir. Ancak bu yükselme 5-6 günün içindedir. Dolayısıyla kısa vadede yumurtalıkların uyarılmış olması kasıklarda ağrı, fazla uyarılmışsa karında biraz su birikmesi vücutta su tutulması buna bağlı olarak da rahatsızlık gaz şikayeti hissedilir.

Hiperstimülasyon dediğimiz vücutta su tutulması bu tedavilerin en büyük riskinin sonucudur. Ancak uzun vadede iyi haber şu, bu kullanılan hormonlar yarı ömürleri çok azdır. Bir günden sonra bütün vücuttan kaybolurlar. O yüzden zaten iğnelerin her gün yapılması gerekir. Verilen bu iğneleri 2 gün sonra vücuttan taramak isteseniz verilmiş olan madde artık vücutta kalmamıştır. O yüzden uzun vadeli etkileri yoktur. Bu iğneler 1960 yılından beri kullanılmakta yani yaklaşık 50 yıldır uzun vade de ne meme kanseri ne yumurtalık kanseri gibi herhangi bir soruna sebebiyet vermediği uzun vade de gösterilmiştir. Bilinmesi gereken hususlardan biriside kısırlık. Yani hamile kalamamanın yumurtalık kanseri riskini arttırdığını bu tedaviyle de hamilelik olursa aslında uzun vadede yumurtalık ve meme kanseri riskinin de azalacağıdır.” şeklinde konuştu.

Günümüzde çözümlenemeyen en büyük sorunlardan birinin yaşa bağlı olarak kadınların yumurtalarının bitmesi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Arıcı şöyle devam etti: “Yumurta rezervinin azalması, bazı erkeklerde daha önce geçirilmiş sorunlara bağlı olarak hiç sperm üretiminin olmaması çözümlenemeyen sorunlardan. Şimdi tek tük yumurtalarla tek tük spermle de tüp bebek tedavisinde başarı kaydediliyor. Ancak hiç sperm olmayan, hiç yumurtası olmayan kişiler için tedavi seçeneği yok. Bir tek donör spermi ve donör yumurtasıyla yapılıyor. Zaten bu işlem ülkemizde yasa dışı. Şu sıradaki araştırmalar kök hücrelerinden yani kişinin kendi kök hücrelerinden sperm veya yumurta üretmeye yönelik. Daha henüz hayvan deneylerinde kök hücresinden yumurta veya sperm gerçekleşmiş değil. Ama o yönde çalışmalar devam ediyor. Hakikaten milyonlarca dolarlık araştırma fonları bu alan için ayrıldı. Tahminim 5 yıl gibi sürede deneylerden sonuç alınabilir.”