KARINDAKİ AORT ANEVRİZMASI ULTRASONOGRAFİ İLE TESPİT EDİLİYOR!

Aort anevrizmasını aort damarındaki bir bölümün çeşitli nedenlere bağlı olarak genişlemesi ve balonlaşması olarak açıklamak mümkün. En büyük tehlikesi ise, ana damarın aniden yırtılması ve bir iç kanamaya neden olması. Bu haliyle hayati riski de beraberinde getiren anevrizma, ne yazık ki genellikle belirti vermeden ortaya çıkıyor. Ancak karındaki anevrizma, ultrasonografi ile anlaşılabiliyor.

Dünyadaki istatistikler ve rastlanma sıklığı göz önüne alındığında, ülkemizde halen binlerce tanısı konmamış aort anevrizmalı hasta olduğu tahmin ediliyor. Anevrizmada, çeşitli nedenlerle şişen damarın patlamasıyla oluşan kanama hayati tehlike taşıyor. Uzmanların ciddi sonuçları nedeniyle tehlikeli durumlardan biri olarak nitelendirdikleri aort anevrizması, sinsice ilerleyen bir hastalık. Acıbadem Maslak Hastanesi Kardiyovasküler Cerrahi Uzmanı Doç Dr. Erdal Aslım, anevrizma teşhisinin mutlaka bazı tetkikler yapılarak konulabileceğini belirtirken, “Hastanın stresli yaşam sürüp sürmediği, sigara kullanıp kullanmadığı ve yaşı göz önüne alınarak bazı hastalıklar için risk grubunda olduğu konusunda fikir yürütebilir.” diyor.

Anevrizmaların vücudun tüm damarlarında oluşabildiğini belirten Doç Dr. Erdal Aslım, karın aortu anevrizmalarının risk faktörlerini, belirtilerini ve tetkik yöntemlerini aktardı:

Genellikle hiç belirti vermiyor!

Aort anevrizmaları genelde herhangi bir şikayete yol açmadan sinsi bir şekilde genişliyor ve genellikle belirti vermiyor. En sık görülen belirtisi ise damar çapındaki artışa bağlı olarak omurgada oluşan baskı nedeniyle gelişen bel ağrısı. Aort genişlemesi çevresindeki organlara baskı yapmaya başladığında, sorunun bulunduğu bölgeye göre; yutma güçlüğü, öksürük, nefes almada güçlük, karın veya bağırsak içinde oluşan ani kanamalar gibi yakınmalar da oluşturabiliyor.

Damar bir balon gibi patlıyor!

Kontrol amaçlı tetkikler yapılmadıysa hastada anevrizma tespit edilemiyor. Anevrizmanın ilerlemesine karşın bir önlem alınmadığı için damar daha fazla şişiyor ve sonunda içindeki basınca dayanamayarak bir balon gibi patlıyor. Anevrizma yırtılırken buna şiddetli bir ağrı, bulantı ve kusma eşlik edebiliyor. Karın aortu yırtıldığında kan bir anda karın içerisine boşalıyor, kan kaybına bağlı tansiyon düşmesi ile hasta şoka giriyor. Organlara giden kan akımının durması ile hastanın yaşamı ciddi şekilde tehlikeye giriyor.

Çoğunlukla tesadüfen tespit ediliyor!

Karın bölgesindeki aort anevrizmaları tesadüfen, karın içerisindeki diğer organların hastalıkları nedeni ile yapılan tetkiklerle tespit edilebiliyor. Zayıf kişilerde anevrizmanın karın muayenesi ile tespit edilmesi mümkün olabiliyor. Çünkü genişleyen damar karında şişlik oluşturabiliyor veya damarlar kan basıncına bağlı olarak nabız gibi atabiliyor. Ancak şişman kişilerdeki yağ fazlalığı muayene ile tespite engel oluyor. Bu kişilerde henüz elle tespiti mümkün olmayan anevrizmalar için, en basit ve ucuz tetkik yöntemi ise “karın ultrasonografisi” oluyor. Teşhis amaçlı kullanılabilen diğer tetkikler arasında bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans yöntemleri bulunuyor. Bu tetkikler ağrısız ve komplikasyonsuz olmakla birlikte radyasyona maruz kalma gibi yan etkileri bulunmuyor.

Erken teşhis mümkün mü?

Aort anevrizmanın rutin bir tetkiki yok. Ancak ülkemizde 50 yaş üzerindeki herkesin daha önce yaptırmamışsa bir kez karın ultrasonu veya tomografi çektirmesi öneriliyor. Eğer aort çapları normal değerlerde ise hastanın kontrollerini 3 – 5 yılda bir yaptırması yeterli geliyor. Ancak 3–3,5 santime ulaşan bir aort tespit edilmişse hastanın takip altına alınabilmesi için ilk yıl altı ayda bir ultrasonla takip edilmesine karar veriliyor. Bu tetkiklerde damarlarda genişleme bulgularına rastlanmazsa rutin kontrollere yılda bir devam ediliyor. Damarın 5 santime yaklaştığı tespit edilirse kontrol süreleri yine 6 ayda bire indiriliyor ve hastanın mevcut yan hastalıkları, yaşı ile sahip olduğu risk faktörlerine bağlı olarak hangi tip müdahalenin ne zaman yapılacağına karar veriliyor.

En büyük risk faktörü, damar sertliği!

Aort anevrizmalarının sebebi çoğunlukla “damar sertliği (ateroskleroz)” oluyor. Damar sertliği sebebiyle, damar duvarlarında kalsiyum ve yağ plaklarının oluşturduğu deformasyonlara bağlı olarak damar duvarı deforme olup genişlemeye başlıyor ve anevrizma gerçekleşiyor. Damar sertliğinin yanı sıra farklı risk faktörleri de bulunuyor:

Ailede anevrizma varlığı
Erkek olma (kadınlara göre 3 kat fazla risk)
Sigara kullanımı
Bacaklarda damar hastalıklarının var olması
Hipertansiyon
Kan yağlarının yüksekliği
“Marfan sendromu” ya da “sistemik lupus”, “ ehlers danlos sendromu” gibi doğuştan gelen bağ dokusu hastalıkları ve özellikle ülkemizde daha yaygın olarak rastlanan “Behçet hastalığı” gibi hastalıklara sahip olma

Anevrizmalar hemen ameliyat edilmiyor!

Küçük çaplı anevrizmalar 6 ay veya 1 yıl gibi aralıklar ile ultrasonografi ile takip ediliyor. Eğer 2cm’lik bir damarın çapı 3 cm’in üzerine çıktığı zaman anevrizma deniliyor. Ama bütün aort anevrizmaları ameliyat edilmiyor. Çünkü yapılan müdahalelerin de bir takım riskleri bulunuyor. Amerika ve Avrupa’da yapılan araştırmalarda aort çaplarının 5,5 cm’e ulaşana kadar genellikle bir yırtılma ile karşı karşıya kalınmadığı, çap 5,5 cm’i geçtikten sonraki yırtılma riskinin logaritmik olarak arttığı gözleniyor.

Takip döneminde bazı önlemler alınıyor

Damar belli bir genişliğe ulaşana kadar hastanın takip edildiği dönemde, bazı önerilerde bulunuluyor:

Hasta ıkınma hareketinden uzak durmalı. Ağır şeyler kaldırmamalı. Kabızlık problemi varsa bunlara yönelik önlemler alınmalı. Çünkü ıkınma karın içindeki basıncı artırıyor.

Zayıflamış damar duvarına sahip olan damar hattının içinden geçen kan akımının mümkün olduğunca düşük basınçta olması gerekiyor. Bu sebeple hastanın yüksek tansiyon sorununu çözmesi şart. Eğer hasta yüksek tansiyon ile yaşıyor ise mutlaka etkili düzeyde bir anti hipertansif tedavi altına alınması gerekiyor. Antihipertansif tedavi uygulanırken, “beta bloker” denilen damar duvarını biraz daha sıkılaştırarak direnci arttıran ilaçların alınmasını da tavsiye ediliyor.

Kandaki yağ oranının azaltılması gerekiyor.

Yapılan araştırmalara göre sigara içenlerin içmeyenlere göre daha fazla yırtılmalarla karşı karşıya kaldığı ortaya konmuş. Bu sebeple sigara içilmemesi gerekiyor.

Yani imkanlar dahilinde öncelikle mevcut risk faktörlerini en aza indirgenmeye çalışılıyor.

Damara 2 farklı yöntemle müdahale edilebiliyor

Damarda ani bir çap artışı olduğunda ek tetkikler veya müdahaleler gerekebiliyor. Bu müdahalelerde günümüzde 2 farklı yöntem kullanılıyor:

Açık Operasyon: Karının açılıp damarın genişlediği bölgenin üst ve alt kısımlarından dolaşımın durdurulup genişlemiş damarın suni bir damar ile değiştirilme işlemidir. Genellikle %6–8 komplikasyon riski ile uygulanılabiliyor.

Kapalı “Endovasküler” yöntem: Genellikle kasık bölgelerinin açılıp kasık damarının içinden karın içine genişlemiş damar bölgesine damar içinden anjiyografi eşliğinde genişlemiş damarın üst ve alt kısımlarının arasına içi stent ile desteklenmiş suni bir damar yerleştiriliyor. Bu işlem, yaklaşık %1–2 komplikasyon riski ile uygulanılabiliyor.

Hangi hastaya ve hangi anevrizmaya bu iki metottan hangisinin uygulanacağına damarlarının anatomik yapısı, hastanın yaşı ve ek hastalıkları göz önüne alınarak karar veriliyor.

Operasyon sonrası yaşam

Operasyondan sonra yaklaşık olarak 2-3 ay süren bir nekahat dönemi gerekiyor. Bu dönemde 5kg’dan fazla yük kaldırmamak, düzenli yürüyüşler yapmak ve dinlenmek gerekiyor. Sigara içmek, hipertansiyon, yüksek kolesterol, şeker hastalığı, obezite gibi risk faktörlerinin hekim yardımı ile kontrol altına alınması gerekiyor.