HASTANELERDE EN SIK KARŞILAŞILAN RUHSAL BOZUKLUK “DELİRYUM”

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Dr. Gonca Karataş, beyin işlevinde aniden gelişen bir değişiklik sonucu ortaya çıkan deliryumun (delilik), toplumda görülme sıklığı düşük olmasına rağmen hastanelerde en sık karşılaşılan ruhsal bozukluklardan biri olduğunu bildirdi.

Dr. Gonca Karataş, asırlardır bilinen bir hastalık olan deliryumun, bellek ve algılama başta olmak üzere bilişsel global bozulma, bilinçte azalma ya da dalgalanmalar, dikkati sağlama ve yönlendirme kapasitesinde bozukluk, yönelim bozukluğu, ilgisizlik, ajitasyon gibi davranış değişiklikleri, uykusuzluk ya da aşırı uyku gibi uyku ritmi bozuklukları ile seyreden bir hastalık olduğunu belirtti.

Deliryumun bir hastanede en sık karşılaşılan ruhsal bozukluk olduğunu vurgulayan Karataş, yapılan çalışmalarda, genel toplumda görülme sıklığı düşük olmasına rağmen yatan hastaların yüzde 10’unda hastanede kaldıkları süre içinde deliryum görüldüğünün ortaya çıktığını söyledi. Dr. Karataş, deliryumun hastane ortamında 6 yaş altı ve 60 yaş üstünde daha sık izlendiğini kaydederek, ‘Çocuklarda izlenen deliryum nedenlerinin başında yanıklar gelir. Bir hastaneye tedavi olmak üzere başvuran 65 yaşın üzerindeki bireylerin yüzde 15’inde daha hastaneye yatış sırasında deliryum mevcuttur. Hastaneye yattıktan sonra ek olarak bu yaşlı hastaların yüzde 10 kadarlık bölümünde daha deliryum gelişir’ dedi.

Yaşlı kişilerde çeşitli bedensel hastalıklar bulunduğunu ve yaşlıların bu hastalıkların tedavisi için çok sayıda ilaç kullandığını kaydeden Gonca Karataş, ‘Yaşlılıkta bir çok ilacın metabolizması ve vücuttan atılımı azalır. Ayrıca çeşitli ilaçlar ve toksinler, beyindeki bazı iletici sistemlerin işlevini azaltabilir. Bu nedenle yaşlılıkta çeşitli ilaçlar, tedavi edici serum düzeylerinde bile deliryuma neden olabilirler. Yine bunamadan yakınan hastalarda deliryum gelişimi kolaylaşır. Benzer şekilde yanık ünitelerinde tedavi gören kişiler ile madde (alkol) kötüye kullanımı ve bağımlılığı bulunan hastalar; kalp ve beyin operasyonu geçirmiş hastalarda deliryum gelişme riski yüksektir’ şeklinde konuştu.

Deliryumdaki bir hasta değerlendirilirken, hastanın kullandığı ilaçlardan herhangi birisinin deliryuma yol açmış olabileceğinin göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade eden Karataş şöyle devam etti: ‘Enfeksiyonlar deliryumun en sık görülen nedenlerinden birisidir. Daha önce beyin hasarı olan hastalar, sistemik hastalıkları nedeni ile ensefalopatiye yatkın olanlar, beyin operasyonu geçiren hastalar ve immün yetmezliği olan hastalarda deliryum gelişme olasılığı daha yüksektir. Özellikle yaşlı hastalarda, enfeksiyonlardan kuşkulanmak gerekir. Karaciğer ya da böbrek yetmezliği, solunum ve kalp yetmezlikleri, hipoksi, hipoglisemi, pankreatik yetmezlik, sıvı elektrolit dengesizlikleri gibi ileri derecede metabolik bozukluklar deliryumun sık görülen nedenlerini oluşturur. Bu nedenle sepsis, üremi ve benzeri durumlarda, bunlara eşlik eden deliryum tablolarının da görülebileceği akılda tutulmalıdır.’ Karataş, özellikle böbrek ve karaciğer işlevleri bozuk olan hastalarda ya da diğer ilaçlarla metabolik etkileşim durumlarında, kullanılan bazı ilaçlara bağlı olarak deliryum bozukluğunun ortaya çıkabildiğini söyledi.

Tedavisi

Deliryumlu hastalarda dengesizlik ve uygun olmayan tepkiler görülebildiğini vurgulayan Karataş, ‘Psikomotor ajitasyon gösteren hastalar hiperaktiftir. Sürekli hareket halindedir. Ağlama, gülme, bağırma, yardım isteme, küfretme gibi davranışlarda bulunurlar. Hastaların konuşmaları ve el yazıları da bozuktur’ dedi.

Dr. Gonca Karataş, deliryuma yol açan asıl etkenin ortaya çıkarılması ve bu duruma yönelik girişimlerin yapılmasının tedavideki temeli oluşturduğunu ancak gerek altta yatan etken araştırılırken, gerekse bu etkene yönelik tedavi sürdürülürken nitelikli ve destekleyici bakım uygulanması gerektiğini anlatarak, ‘Deliryumlu hastalar bilinçlerinin bulanık olması ve yanılsamadan dolayı hem kendilerine, hem de çevresindekilere zarar verebilir. Bu nedenle deliryumlu hastaların hastaneye yatırılarak tedavisi zorunludur. Hemşireler ve aile bireyleri hastanın o günün tarihine ve çevresindekilere karşı yönelimini sağlayabilirler. Hastanın odasına bir duvar saati, bir takvim ve tanıdık eşyalar konması yararlı olabilir. Gece boyunca yeterli bir aydınlatma sağlanması korkutucu illüzyonları genellikle azaltır’ şeklinde konuştu.