EGZEMA BİR TEK YETİŞKİNLERDE Mİ GÖRÜLÜR SANIYORDUNUZ?

Büyüklerimizden sık sık duyarız ‘egzemalarım yine azdı’ diye ancak bunu bir de çocuğunuzdan duyduğunuzu düşünün. Garip ama aslında oldukça sık karşılaşılan bir gerçek, egzema aynı zamanda çocuklarda da görülüyor. Hatta çocukluk döneminde görülen deri hastalıklarının büyük bir bölümünü “Egzama” döküntüleri kapsıyor.

“Egzama” terimi eski Yunanca’dan alınmış bir sözcük olup; “kaynayan”, “kızışan” anlamına gelir. Kızarmış, sulanan, pullanan deri görünümünü de tanımlayan bu terim, konuşma dilinde aynen kullanılmış ve sonraları tıbbi literatüre de bu hali ile geçmiştir.

Egzamanın değişik türleri bulunmakla beraber; bunlar arasında çocukluk çağında en sık rastlanılanları:

Atopik egzama
Seboreik (yağlı) egzama
Kundak bölgesi egzamalarıdır.

ATOPİK EGZAMA:

“Dünya nüfusunun %10-20’sinde atopik egzamanın yaşamın bir bölümünde görüldüğü hesaplanmıştır.”

Bu egzama tipi oldukça sık görülür. Hastaların %95’inde ilk kez 5 yaşından önce ortaya çıkar. Alevlenmelerle seyreden, kaşıntılı, kalıtsal bir deri hastalığıdır. Kaşıntı, hastanın yaşam niteliğini bozacak boyuta ulaştığında, bazı bebeklerde sabaha kadar yaşanan uyku sorunları görülür.

Eski Yunanca’dan alınan “Atopi” terimi; “uygun yerde olmayan” ya da “garip”, “şaşırtıcı” anlamında bir sözcük olup; hem derinin hem de solunum yollarını oluşturan mukoza yüzeyindeki aşırı yangısal tepkimeyi belirtmek için kullanılır. Atopik dermatitli bazı hastalarda, alerjik saman nezlesi, göz yangısı ve beraberinde astıma da rastlanır.

Atopik egzamada deri; kırmızı renkli, sulanmış, çatlamış ve şiştir. Bir süre geçtikten sonra sulanma kesilip, deri kuru-kabuklu bir görünüm alır. Aşırı ovma ve kaşıma nedeniyle derinin kendini korumak adına kalınlaşması sonucunda kaba çizgili, kalın bir deri görünümü ortaya çıkar.

Bebeklerde atopik egzama özellikle yüzde ve yanaklarda görülür. İleri çocukluk yaşlarında eklemlerin kıvrım yerlerinde (diz arkası, dirsek içyüzü ve boyun çevresinde) atopik egzama belirginleşir. Erişkin döneme kadar sürdüğünde, vücudun herhangi bir yerinde yaygın olarak ortaya çıkabilir. Hastalığa neden olan birçok faktör vardır.

Kalıtsal yatkınlık, çevreden gelen kimyasal uyarılar (gıda, solunum yollarını uyarıcı alerjenler, stafilokok mikrobu vb.) ve bağışıklık hücrelerinin düzgün işlev görmemeleri temel nedenler arasındadır. Deriye çevreden bir uyarı geldiğinde, bu süreçler birbiriyle ilişkiye girerek egzama görünümünü oluşturur.

Atopik egzama uygun tedavilerle denetim altına alınabilir. Tedavinin temel hedefi; deriyi nemli tutmak, bulaşıcı hastalık etkenlerinden korumak, yangı sürecini azaltmak ve kaşıntı duygusunu gidermektir. Bu amaçla nemlendiriciler, kortizonlu kremler, soğuk yaş pansumanlar, antihistamin ilaçlar, zaman zaman antibiyotikler kullanılır. Hastalık sürecini alevlendirebilecek dış faktörlerden (örneğin: ev tozlarındaki akarlar, yünlü giysiler, metal takılar gibi) uzaklaşmanın yanı sıra doktor tarafından hazırlanan tedavi çizelgesine tam olarak uymak, belirlenen doz ve süreye sadık kalmak önemlidir. Bazı çocuklarda atopik egzama zaman içinde kendiliğinden geçtiği halde, erişkinlerde tedavi şarttır.

SEBOREİK (YAĞLI) EGZAMA:

Genellikle saçlı deride yağlı, mumlu görünümlü kepekler, kabuklar ve kızarıklıkla ortaya çıkar, daha sonra vücudun diğer yerlerine de yayılabilir. Yeni doğan döneminden itibaren ilk 6 ay içinde görülün bu egzama türü 1 yaşına doğru yavaş yavaş geçmeye başlar. Hastalık, ergenlik döneminde ve daha sonra da 40 yaş ertesinde belirebilir. Derinin ürettiği yağlı, mumsu maddenin hormonlarla ve bazı mikroplarla etkileşimi sonucu bu tablonun ortaya çıktığı düşünülmektedir. Uygun tedavilerle (ilaçlı şampuanlar) daha kolay iyileşme sağlanan bir bebeklik çağı egzamasıdır.

KUNDAK BÖLGESİ EGZAMASI:

Kundak bölgesinin bebek bezleriyle, idrar ve dışkıdaki kimyasallar ve mikroplarla oldukça uzun bir süre temas etmesi sonucu oluşur. En sık rastlanan mikrop türü “pamukçuk” olarak bilinen “kandida”dır. Parlak kırmızı sızıntılı bir deri görünümü ortaya çıkar. Yangının ve pamukçuğun oluşumunu önleyen yerel ilaçlar ve bebeğin kundağının sık değiştirilmesi ile tedavi edilir. Uygun bakım yapıldığında hastalık yinelemez.

MONGOL LEKELERİ

Mongol lekeleri aileleri endişeye sevk eden, bebeğin derisinde doğumdan itibaren görülen mavi-gri karışımı lekelerdir. Bazen kahverengi ya da mavi-siyah renge çalabilen bu lekeler, kuyruk sokumu bölgesinde veya sırtın alt bölgelerinde görülür. Kalçalarda, kol ve bacakta ya da gövdenin yanlarında da ortaya çıkabilir. Beyaz tenli bebeklerde görülmesi esmer tenlilere kıyasla daha enderdir. Mongol lekelerinin Asyalı ve Amerikalı koyu renkli bebeklerde %80’e varan oranlarda görüldüğü bildirilmiştir.

Anne karnında gelişen embriyoda, mongol lekelerinin, nöral yarıkta oluşup, üst deriye doğru göç eden “melanosit” hücrelerinin (bu hücreler melanin adlı renk maddesini üretir) alt deride iken göçünü durdurması ve burada kalmaları sonucu oluştuğu düşünülmektedir. Tedavi önerilmeyen mongol lekeleri, çoğu durumda yıllar içinde kaybolmaktadır.

VKV AMERİKAN HASTANESİ
Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Ülgen Zeyneloğlu Poyraz