Acil Kan Bankası
 SAĞLIK EĞİTİMİ

Sağlık Platformu'nu Twitter'da takip et

|Genel Saglik| [63] |Beslenme | [18] |Ana Cocuk Sagligi| [52] |Agiz ve Dis Sagligi| [14] |Cinsel Saglik| [40] |Kadin Sagligi| [35] |Ruh Sagligi| [10] |Spor ve Saglik| [11] |Erkek Sagligi| [14] |ilkyardim| [32] |Estetik_Cerrahi| [25] |Cerrahi| [29] |Gebelik| [24]

Cinsel Sorunlar Cinsel Sorunlar

Insanlarin hem ruhsal hem de bedensel sagliginin çok büyük ölçüde cinsel yasamlarina bagli oldugu düsüncesi, Sigmund Freud 'un ilk yapitlarini yayinladigi 19. yüzyil sonundan beri gittikçe daha çok yandas bulmaktadir. Freud'a göre, uygarligin gelismesi, cinsel dürtüleri ve cinsel yasami sinirlamakta, bu da insanlarda nevrozlara ve ruhsal bozukluklara yol açmaktadir. Ama bu bastirilmis cinsellik ve beraberinde getirdigi sinir ve ruh hastaliklari, modern toplumun nimetlerinden yararlanmak için ödemek zorunda oldugumuz bedeldir: cinsel yasam bir sorun haline gelmekte, ama insanlar da daha rahat yasama olanagina kavusmaktadir. Bu görüse, Freud'un kendi çalisma arkadaslarindan karsi çikanlar olmustur. "Cinsel Devrim " ve "Bedensel Bosalmanin Islevi " adli incelemelerin yazari Wilhelm Reich , aslinda cinsellikle uygarlik arasinda bir çatismanin olmadigini ileri sürmüstür. Reich'a göre, cinselligi bastiran ve sinirlayan, uygarligin kendisi degil, sadece bugünkü biçimidir. Günümüzün baskici toplumlari, cinsel doyumu engellemektedir. Cinsel doyumsuzluk, delilikten kansere kadar birçok toplumsal ve bedensel hastaligin nedenidir. Reich'a göre, insanlar cinsel yasamlarinda özgürlestiklerinde, toplum hem gerçekten uygar hem de saglikli hale gelecektir. Uzmanlarin çogunluguysa, bu türden felsefi ve toplumbilimsel sorunlara hiç girmeksizin, insanlarin cinsel yasaminin sorularla dolu oldugunu belirtmekle yetinmektedir. "Insanm Cinsel Tepkisi " adli arastirmanin yazarlari Masters ve Johnson, 1970'de yayinlanan ikinci kitaplari "Insanin Cinsel Yetersizligi "nde söyle demekteler: "Amerika Birlesik Devletleri'ndeki evli çiftlerin en az yarisi, ya cinsel yasamlarinda dumura ugramislardir ya da yakin bir gelecekte bu duruma geleceklerdir". Bununla birlikte, cinsel sorunlar yalnizca ABD gibi sanayilesmis modern toplumlarda degil, su ya da bu ölçüde tarihin bütün evrelerine ve çesitli toplumlarda ortaya çikmistir. Ilk ve Ortaçag hekimlerinin bu sorun üzerinde durdugu ve cinsel rahatsizliklari gidermek için çareler önerdikleri bilinmektedir. Yine de bugünkü anlamiyla cinsel sorunlarin, daha kesin bir deyisle, iktidarsizlik ve sogukluk gibi sorunlarin, esas olarak modern zamanlarda yayginlastigi söylenebilir. Cinsel sorunlar, kadin ve erkeklerin normal bir cinsel iliskide bulunmalarini güçlestiren ya da büsbütün önleyen psikolojik engellerdir. Çogu zaman çocukluk yasantilarindan ya da çok basarisiz bir ilk cinsel deneyden kaynaklanan korku, asagilik duygusu, sikilganlik ve suçluluk duygusu gibi psikolojik engeller ve iç yasaklar insanlarda cinsel arzuyu azaltmakta, heyecan ve orgazma yol açan cinsel refleksleri sinirlamaktadir. Kisacasi, insanin normal cinsel tepkisini engellemektedir. Kuskusuz, organ bozukluklari, alkolizm, seker hastaligi ya da kromozom bozukluklari gibi fiziksel ve biyolojik nedenler de sogukluk veya iktidarsizlik gibi sorunlara yol açabilirler. Ama cinsel sorunlarin en yaygin kaynagi, psikolojik ve toplumsal engellerdir.

Korku ve Cinsel Yasam

Normal kosullarda insandaki cinsel dürtü öylesine dogal ve kendiligindendir ki, henüz evlenmemis veya bir esle iliski kurmamis insanlarin çogu, basarili ve doyurucu bir cinsel birligin otomatik olarak gerçeklesecegini sanirlar. Oysa cinsel faaliyet çok hassas bir mekanizmadir: kolayca arizalanabilir. Insanin dogal dürtülerinden biri olan cinsel istek, normal kosullarda, bir uyariciyla karsilastiginda kendiliginden ortaya çikar ve herhangi bir engele takilmadigi takdirde orgazmla sonuçlanir. Wilhelm Reich'in dedigi gibi, dogal ve saglikli bir cinsellik kisinin hiç bir iç yasaklanma duymaksizin cinsel heyecana kendini birakabilme yetisidir. Bu, içgüdüsel bir faaliyettir ama sanildigi gibi otomatik degildir; bazi psikolojik kosullari vardir. Bu kosullar olmadiginda en kiskirtici görüntüler bile kisilerde gerekli cinsel tepkileri dogurmayacaktir. Çünkü bunlarin eksikligi, insan gövdesinde, cinsel iliski için gerekli olan fizyolojik dönüsümlerin gerçeklesmesini önleyecektir. Diger yandan, insanlarda, cinsellik gibi temel dürtülere müdahale eden, bunlarin islenmesini önleyen ikincil dürtüler de bulunmaktadir. Bu dürtüler, toplumsal yasamda dogal cinselligin bastirilmis olmasindan kaynaklanmakta ve insanin haz duyma kapasitesini sinirlamaktadir. Bu ikincil dürtülerin en iyi örnegi "korku" dur. Genellikle korkuyla cinsel iliski birbirine ters düser. Ani bir korku insan vücudunda adrenalin salgilanmasina yol açar. Bu madde, insana tehlikeye karsi koyabilmesi için gerekli olan enerjiyi saglar ama, cinsel istegi de söndürür. Bir yandan da savunma refleksleri, kanin sindirim ve üreme organlarindan çekilip kol ve bacak kaslarina dolmasina neden olur. Böylece insanin "savas organlari" güçlenir, ama cinsel organlari büzülür: birlesme olanaksizlasir. Korkunun cinsel arzulari öldürmesi gerçekte çok anlasilabilir bir durumdur. Çiftlesme ani, canlinin dis tehlikelere karsi en açik, en korunmasiz oldugu andir. Böyle bir durumda canli çiftlesmeyi sürdürecek olsa, hayatta kalmasi olanaksizlasabilir. Yüzbinlerce yil önce vahsi bir ormanda bir insan çiftinin sevismekte oldugu ve çevrede de aç bir aslanin dolastigi düsünülürse; kuskusuz, birlesme eyleminin yarida kesilmesi gerekecektir. Böylece, tarih içinde, korkunun cinselligi bastirmasi insanda yerlesik bir refleks mekanizmasi haline gelmistir. Bu sadece "Vahsi aslan" türünden somut ve distan gelen tehditler için degil, kaynagi daha belirsiz, bulanik psikolojik tehlike ve endiseler için de geçerlidir. Kaynagi ne olursa olsun, korku, siddetli sikinti ve kaygi duygulari, insanlari cinsel uyarilara karsi genellikle duyarsizlastirir. Çocukluk yillarinda veya ergenlik döneminde herhangi bir nedenden ötürü kadinlara karsi korku beslemis bir insan, ilk cinsel deneyinde de bu sikintili duyguyu üzerinden atamadigi için büyük bir olasilikla basarili olamayacaktir. Erkeklerde ereksiyonun gerçeklesmesini veya orgazma ulasilmasini, kadinlardaysa ayni sekilde dölyolunun nemlenmesini ve orgazma varilmasini önleyen bazi korkular oldukça basit ve yüzeyseldir. "Bu gece penisim sertlesecek mi?" gibi bir kaygi, birçok erkegin geçici olarak iktidarsiz kalmasina neden olmustur. Ancak, bu gibi cinsel korkular, insanin kendisi tarafindan tahlil edilebildigi için çogu zaman geçicidir. Buna karsilik, kaynaklari ve nedenleri kisinin kendisince bilinemeyen bazi daha derin korku ve kaygi duygulari için bir psikologa basvurulmasi gerekebilir.

Suçluluk Duygusu

Bazen de basarili ve doyurucu bir cinsel yasamin önüne dikilen engel, asiri bir utangaçliktir. Cinsel konularda rahat olmayan asiri sikilgan kisiler heyecanlarini kontrol altinda tuttuklari için gerçek doyuma da ulasamazlar. Eslerden ikisinin de büyük bir sikintiyla sabahi bekledikleri, basarisiz gerdek geceleri, cinselligin baski altinda tutuldugu bütün toplumlarda çok sik rastlanan bir durumdur. Çogu zaman bu cinsel islevsizligin kökeninde bu suçluluk duygusu yatar. Kadin ya da erkek, gerek hayali, gerekse gerçek bütün cinsel eylemlerinde derin bir suçluluk kompleksinin etkisi altindadirlar ve bu yüzden, orgazma ulassalar bile gerçek bir ruhsal ve bedensel bir doyumdan uzak kalmaktadirlar. Bunun nedenleri kisinin çocukluk deneylerinde aranmalidir. Bazi çocuklar, hiç bir bedensel temasin hosgörülmedigi bir atmosfer içinde yetistirilmistir. Anneler ya da babalar, kendi iç yasak ve kosullanmalarindan ötürü, çocuklarini yeteri kadar sevip oksamaktan kaçinmislardir; bu da çocukta fiziksel temasa karsi bir ürkeklik yaratmistir. Bu tür anne ve babalar, çogu zaman, çocugun cinsel organiyla oynamasina da izin vermemisler, onu mastürbasyon yaparken yakaladiklarinda hakaret etmisler, cezalandirmislardir. Bunun, çocukta cinsellikle "günah" düsüncesinin birlesmesine yol açmasi kaçinilmazdir.

Suçluluk duygusu bilinçli bir duygu da olabilir, bilinçsiz de. Insanlarin önemli bir bölümünde bilinçli bir günah düsüncesi degilse bile, bulanik ve kisinin, kendisinin farkinda olmadigi bir utanç duygusu cinsel yasami etkisi altinda tutar. Günümüzde bile çocuklara cinsel organ ve duygularinin birer suç unsuru oldugu düsüncesi yerlestirilmektedir. Bu bilinçli olarak ögretilmese bile, aileler ve yakin çevreler günlük davranislariyla bu duyguyu çocuga asilamaktadir. Cinsel bölgeler örtülmekte, cinsel konular suskunlukla geçistirilmektedir. Nitekim, sogukluk ve iktidarsizlik gibi sorunlarin, cinsel konularda rahat, bol cinsel çagrisimli konusmalardan çekinmeyen ve yemek yeme, oturma ve yatma eylemlerini tek bir oda içinde yürüten köy toplumlarindan çok, cinsel bakimdan kapali ve cinsel eylemin herkesin gözünden uzak ayri "yatak odalarinda" sürdürüldügü kent topluluklarinda daha sik görüldügü bilinmektedir. Bu tür toplumsal nedenlerin yanisira, cinsel organlarla diski organlari arasindaki yakinlik da cinsellik ile kirlilik arasinda güçlü bir bagin kurulmasina yardim etmektedir. Böylece bir yandan suçluluk, kirlilik ve cinsellik, öbür yandan "iffetlilik", temizlik ve hatta cinsiyetsizlik, cinsel yönden baski altindaki kisinin zihninde birbirine karsit ilkeler olarak ortaya çikmaktadir.

Suçluluk duygusu, kisiyi, oral veya anal seks gibi cinselligin sadece belirli biçim ve yönlerinden uzak tutabilecegi gibi, genel bir sogukluk, isteksizlik veya iktidarsizlik da yaratabilir. Kimi zaman da, suçluluk ve kirlilik düsüncelerinin arasindan geçerek cinsel hazza ulasmayi basarabilmis kisilerde biraz farkli bir saplanti belirir: yasamlarinda cinsellikle "kötülügün" özdestirilmesini yasamis böyle kisiler, sadece "günahkar bir atmosferde" seks yapmaktan hoslanir olurlar. Ancak agrili, sancili veya yasak bir iliski kendilerine zevk verebilir. Bununla birlikte, kisinin esiyle mutlu olmasinin böyle bir iliskiye bagli oldugu ve iki taraf da onayladigi sürece, çocuklarla cinsel iliski gibi toplumca suç sayilan davranislari içermemesi kosuluyla böyle bir iliskiyi bir cinsel sapma saymak yanlis olur.

"Performans" Saplantisi

Modern toplumlarda insan cinselligi üzerindeki baskilar sadece dar anlamda kisitlayici yönde degildir; görünüste özgür bir cinsellige karsi olmayan bazi tutum ve davranislar da doyurucu bir cinsel yasami engelleyebilir. Kadin ve erkekleri cinsel iliskilerinde degismez rollere iten, kisitlayici bir cinsellik anlayisi, özellikle son yillarin cinsel özgürlesmesiyle birlikte etkisini göstermektedir. Cinsel tutukluga yol açan etkenlerden biri, reddedilme korkusudur. Bazi erkekler, esleriyle birlikteyken penislerinin hemen sertlesmeyeceginden veya orgazmlarini tutamayacaklarindan endiselenirler. Bazilari da, eslerine yeterince zevk verecek cinsel "teknikleri" iyi bilmedikleri için tasalanirlar. Kadinlar da cinsel iliskide kötü bir "performans" gösterdiklerinden, örnegin esleri kadar çabuk orgazm olamadiklari için onlari tatmin edememekten çekinirler. Bazilari, fiziksel görünüslerinin yeterince çekici olmadigini, gögüslerinin çok küçük, bacaklarinin fazla kisa oldugunu düsüiiürler. Kisinin kendini cinsel hazza birakacagi yerde bu türden bir gerilim içine girmesi, sürekli olarak kendini yargilamasi, cinsel arzuyu öldürür. Birbirini seven, birbirine önem veren ama çok deneyli olmayan iki esin ilk gecelerinden karisik, tatsiz duygularla ayrilmalarinin nedeni de tamamen bu türden bir "performans" kaygisidir. Oysa doyurucu bir cinsellikte önemli olan, su ya da bu teknigin uygulanmasi, vücudun su ya da bu noktasinin çekici olup olmamasi degil, iki esin de kendilerini içlerinden gelen arzulara birakabilmeleridir.

Son otuz yilin cinsel özgürlesme hareketinin çelisik etkileri olmustur. Bir yandan utangaçlik gibi daha eski cinsel sinirlanmalar etkisini azaltmis, ama bir yandan da cinselligin standartlasmasina, kaliplasmasina yol açmistir. Yasadigimiz yarismaci toplumlar, sevismeyi çok belirli cinsel birlesme tekniklerine indirgemekte ve bu teknikleri en ustaca uygulayan kisileri de ideal disi veya erkek ilan etmektedir. "Bütün Kadinlari Tatmin Etme Usülleri", "Cinsel Teknik"gibi adlar tasiyan yüzlerce yayin bu standartlasmanin göstergesidir.

Bu kaliplasmanin cinsellik üzerindeki etkisi üç noktada toplanabilir: birincisi, iliskide erkek inisiyatifinin abartilmasidir. Kendisinden hep aktif bir rol beklenen, sevismeyi baslatmasi ve baskin durumda olmasi istenen bir erkek, hep ayni "performans" düzeyini tutturamadigini görünce, kendi cinsel gücünden kuskuya kapilabilir. Hele cinsellikle ilgili bazi iç yasaklar ve sikintilar tasiyorsa, bu kusku giderek büsbütün cinsel iliskiden soguma haline gelebilir. Sonuçta cinsel tepkilerini ya bütünüyle ya da kismen yitirebilir: bilinen deyimiyle. iktidarsizlasabilir. Iliskide inisiyatifi ele almanin kadinca olmadigina inandirilmis bir kadin da, sevisme sirasinda kendisini fazlaca sinirladiginda ayni sorunla karsilasir: bu yapay pasiflik onu öyle doyumsuz birakir ki, cinsel iliskiden hiçbir tat almaz olur: soguklasir.

Modern cinselligin ikinci bir saplantisi; sevismenin diger biçim ve yönlerini ihmal etme pahasina "çiftlesme"nin asiri vurgulanmasidir. Sadece erkek ve kadin üreme organlarinin birlesmesine indirgenmis bir cinsellik bedenin diger erojen bölgelerinin duyarliginin yokolmasina yolaçabilir ki, bu da cinsel hazzin sinirlanmasina ve doyum olanaginin azalmasina neden olur. Üçüncü olarak, modern cinsellikte orgazm, mutlak bir zorunluluk olarak görülmektedir. Cinsel iliskiye mutlaka orgazma ulasma düsüncesiyle yaklasilmasi, sevismeyi basli basina bir amaç olmaktan çikarip bir baska amaca ,orgazma erismenin en kisa yolu haline getirmektedir. Bu da sevisme ve cinsel haz süresini kisalttigi gibi, erken bosalma gibi sorunlara da neden olmaktadir. Baska bir deyisle, cinsellik bir "is" haline gelmekte, kisisel basari ya da basarisizligin ölçülecegi bir sinav alanina dönüsmektedir.

Cinsel iliskinin böyle standartlastirilmasi, belirli reçetelere baglanmasi, insanlarin cinsel tepkilerinin zayiflamasina ve arzularinin azalmasina neden olmaktadir. Bu nedenle, cinsel terapistler, eslerin sevisme sirasinda daha degisik yöntemler uygulamasini, orgazm olmak için kendilerini zorlamamalarini ve hatta bir süre orgazmdan kaçinip sadece ask oyunlariyla yetinmelerini önermektedirler.

Asagilik Duygusu

Cinsel tepkileri zayiflatan veya cinsel istegi öldüren duygusal engellerden biri de asagilik kompleksidir. Bazi kisiler, çesitli nedenlerden ötürü, baska insanlara oranla "eksik" ve "yetersiz" olduklarini düsünür. Bu düsünce, sonunda kisinin cinsel gücünü de etkileyebilir. Baslangiçta hiçbir saglam temeli olmayan bir "ben beceriksizim, yetersizim" düsüncesi, sonuçta kisiyi gerçekten beceriksizlestirebilir. Bazen de kisilerin genel bir asagilik kompleksine degil, sadece cinsel yeteneklerinin yetersizligine iliskin bir duygunun etkisi altinda kaldiklari görülür. Çogu zaman bunun nedeni, kisinin çocukluk ve ergenlik döneminde arkadaslarindan dinledigi, gerçekle ilgisi olmayan mucizevi cinsel basari öyküleridir. Bir baska delikanlinin bir gecede dört kadinla birlikte yattigini ve sekiz defa "yaptigini" isiten deneysiz bir gencin kendisiyle ilgili bir kuskuya kapilmasi dogaldir. Oysa çogu zaman bunlar dogru degildir ve zaten herkesin cinsel tepkilerinin her zaman birbirinin ayni olmasi da beklenemez. Kadin ve erkek her insanin, baskasiyla kiyaslanamayacak kendine özgü bir cinsel doyum ve basari düzeyi vardir. Bundan fazlasini beklemek bu düzeyi de düsürebilir. Bir gecede iki kereden daha fazla "yapamadigini" gören bir erkek asagilik duygusuna kapilabilir ve bu da ertesi gece onun bir kere bile "yapmasini" engelleyebilir.

Erkeklerin cinsellikle ilgili asagilik duygulari çogu zaman penislerinin büyüklükleri noktasinda toplanir. Ergenlik çagindaki erkek çocuklar arasinda en sik görülen seks oyunlarindan biri, penis büyüklüklerinin karsilastirilmasidir. Bu tür deneyler sonunda bazi kisiler penislerinin diger erkeklerinkinden küçük oldugu kanisina varabilirler ve cinsel gücün, penis büyüklügüne bagli oldugu gibi yanlis bir düsünce de tasidiklari için, kendilerinin eslerine zevk verecek kapasitede olmadiklarindan endise edebilirler.

Cinsel organ büyüklügü, bir çok toplumda görülebilen bir saplantidir. Bugün Selçuk'taki Efes müzesinde bulunan Romalilar dönemine ait Bes Tanrisi Heykeli, bir cinsel ve toplumsal güç simgesi olarak büyük penisin tasidigi önemi gösterir. Rönesans dönemi Avrupasi'nda da Aristokrat Sinif'tan erkeklerin de, cinsel organlarini büyük göstermek için pantolonlarinin içine çesitli maddeler yerlestirdikleri bilinir. Penis büyüklügü saplantisi, çesitli kültürlerde, cinsel faaliyetin baslaticisi ve aktif ögesi olarak erkege verilen önemle ilgilidir. Kadinin pasif ve bekleyen bir seks nesnesi, erkegin ise cinsel hazzin asil "sahibi" olarak görülmesi, penise de gerçek disi bir rol yüklemistir. Oysa organ büyüklügünün cinsel güçle bir iliskisi yoktur. Bu, büyük burnu olan erkeklerin büyük penise, büyük agzi olan kadinlarin da genis dölyoluna sahip olduklari iddiasina benzeyen bir hurafedir. Diger yandan, büyük penisli erkeklerin eslerine daha çok zevk verecekleri düsüncesi de dogru degildir. Cinsel birlesme sirasinda dölyolunun en duyarli bölümü, agiza yakin alt kisimlaridir; penis, büyüklügü ne olursa olsun, dölyolunun bu kismina degecek bir uyarici görevini yapacaktir. Üstelik, çogu kadinin asil cinsel duyarlik merkezi; dölyolu degil, klitoristir. Cinsel birlesme sirasinda klitoris erkegin penisine degil, penisin üstünde yeralan tüylü bölgeye deger ve bu bölgenin basinciyla uyarilir. Eger bir kadin, sirf bilgisizlikten ötürü, büyük bir penisin kendisine daha çok zevk verecegi düsüncesine saplanmissa ve bu saplantidan ötürü küçük penisler kendisine psikolojik bir haz vermiyorsa, sorun organ büyüklügünden degil, yalnizca bir psikolojik kosullanmadan kaynaklanmaktadir.

CINSEL SORUNLAR VE SAGLIK

Kadin ve erkeklerdeki iktidarsizlik ve sogukluk gibi cinsel sorunlarin çok büyük bir bölümü psikolojik kökenlidir ama, fiziksel rahatsizlik ve hastaliklarin sonucu olan cinsel yetersizlikler de vardir. Özellikle, gençlikte gözükmeyen ama ilerleyen yasla birlikte ortaya çikan seker hastaligi, kalp, karaciger ve böbrek rahatsizliklarinin cinsel yasami olumsuz yönde etkiledigi ileri sürülmektedir. Kalp uzmanlarinin, kalp hastalarinin cinsel yasamiyla ilgili olarak Ingiltere'de yaptiklari bir arastirma su sonuçlari vermistir: kalp hastalarinin yüzde 10'u agir bir krizden sonra cinsel güçlerini bütünüyle yitirmis gorünmektedir; yüzde 60'inin cinsel yasami düzensizlesmis ve cinsel birlesmeden aldiklari zevk azalmistir. Geri kalan yüzde 30'un cinsel etkinliklerinde bir degisme olmamis, krizi geçirdikten bir süre sonra normal cinsel iliskilerine yeniden baslamislardir. Görünüste, enfarktüse benzer kalp hastaliklari cinsel yasama agir bir darbe indirmektedir. Ancak, yapilan arastirma, bu hastalarin üçte ikisinin geçirdikleri krizin cinsel yasamlarini ne yönde etkileyecegi konusunda hiçbir hekime danismadiklarini da ortaya koymustur. Buradan da anlasilmaktadir ki, hastalarin çogu bilgisizlikten ve korkudan ötürü, cinsel faaliyetlerini kendi kendilerine kisitlamistir. Arastirmayi yürüten kalp uzmanlari, böyle bir kisitlamanin oldukça gereksiz oldugunu, hatta tam tersine hastanin durumunun daha da kötülesmesine neden olabilecegini belirtmektedir. Dahasi, arastirmada, hastanin yasi da geçirdigi krizin sertligi ile cinsel faaliyet düzeyi arasinda anlamli bir bag da bulunamamistir. 43 yasinda ikinci bir enfarktüs geçirmis bir erkek, kisa bir süre sonra cinsel yasamina ayni tempoda yeniden baslamis, buna karsilik 46 yasinda ve oldukça hafif bir enfarktüs geçiren bir baska erkek cinsel birlesmeyi kendi kendine yasakladigi için giderek istegi de zayiflamistir. Sevisme ve cinsel birlesme sirasinda insanin kalp atislarinda, solugunda ve kan dolasiminda büyük bir hizlanma oldugu dogrudur. Daha önce kriz geçirmis kisilerin sevisme sirasinda kendilerini fazlaca zorlamaktan kaçinmalari da yararli olacaktir. Ama bu kisiler kalplerini asiri zorlamaksizin da doyurucu bir cinsel deney yasayabilirler. Öte yandan, çalisirken ve gündelik yasam içinde kalplerine cinsel birlesmedekinden çok daha fazla bir yük bindiriyor da olabilirler. Enfarktüs krizi geçirmis 14 kisi üzerinde yapilan incelemeler, bu hastalarin bir gün içinde, çesitli zamanlarda örnegin sikisik bir trafikte araba kullanirken, islerinde çetrefil bir sorunla ugrasirken ya da hararetli bir tartisma içindeyken kalplerini çok daha fazla yorduklarini göstermistir. Alinan elektrokardiyogramlar bunu kanitlamaktadir. Birçok hekim, kalp hastalarinin bir kat merdiven çikabilecek ya da birkaç dakika hizli yürüyebilecek durumda olduklari sürece rahatlikla cinsel iliskiye de girebileceklerini belirtmektedir. Cinsel birlesme sirasinda geçirilen kalp krizleri üzerinde yapilan bir çalisma da oldukça anlamli bir sonuç koymustur ortaya: bu krizlerin büyük bir bölümü, evli kisilerin evlilik disi cinsel iliskileri sirasinda meydana gelmistir. Bunun bir nedeni, bu tür iliskiler sirasinda alinan agir alkol ve asiri yemek ise, bir nedeni de böyle bir iliskinin kisiye büyük bir kaygi, duygusal gerginlik, hatta korku vermesidir. Baska bir deyisle, krizin asil nedeni cinsel birlesme degil, bu birlesmenin yakalanma korkusu içinde, sikintili ve gergin bir ruh hali içinde yapilmasidir.

Bunun disinda, bazi damar rahatsizliklarinin ve özellikle seker hastaliginin kisinin cinsel tepkilerini etkiledigi bilinmektedir. Ama bu etki, hastaligin ilerleme derecesine göre ve kisiden kisiye degismektedir. Diger taraftan bu hastaliklarin etkisi, dogru bir yemek rejimi ve yasam tarzinin benimsenmesiyle büyük ölçüde giderilebilmektedir. Bu konuda kisilerin hekime danismadan kendi yersiz korkulari ve kulaktan dolma bilgileriyle hareket etmeleri yanlis olur.

CINSEL SORUNLAR VE RUH SAGLIGI

Ruhsal bakimdan saglikli bulunan kimselerde cinsel sorunlar görülebildigi gibi, bu sorunlarin birtakim psikiyatrik bozukluklar esliginde ortaya çiktigi da olur. Sorunlarin giderilmesi açisindan ruhsal sorunlar ile cinsel davranis bozukluklari arasindaki iliskinin iyi kavranmasi çok önemlidir. Çünkü benzer psikiyatrik belirtiler gösteren kimselerin birbirinden çok farkli cinsel tutumlar içinde bulunduklari gözlenmistir. Üstelik çesitli psikiyatrik sorunlarin tedavi yöntemleri farklidir. Bu nedenlerden ötürü, cinsel terapi uzmaninin ayni zamanda psikiyatrik sorunlarin tanisi ve tedavisi konularinda da beceri sahibi olmasi önemlidir. Özellikle endise ile cinsel sorunlar arasindaki iliskinin dogru saptanmasi gerekir. Herhangi bir psikiyatrik sorun yüzünden zeten endise yasamakta olan ve bunun bir yan etkisi olarak cinsel islevleri bozulan bir kimsenin durumu cinsel sorunlar yüzünden endiselenen kimsenin durumundan farklidir. Eslerden biri psikozda ise; çifte cinsel terapi uygulamak, psikiyatrik sorunun büyüyerek tehlikeli bir hal almasina yol açabilir.

Cinsel sorunlara genellikle eslik eden ruhsal hastaliklar ; ruhsal çöküntüler ve duygusal bozukluklar, nevroz ve kisilik sorunlari, sizofrenidir. Ruhsal çöküntü (depresyon) bunlarin basinda gelir. Bu, cinsel islevlerinde bir aksamadan ötürü tedaviye basvuran kisilerin büyük çogunlugunda görülen bir durumdur. Ruhsal çöküntü; bireyin libidosunu etkiler ve cinsel istegini azaltir. Sonuç olarak erotik heyecanlanma güçlesir ve böylece erkeklerde iktidarsizlik, kadinlarda orgazm güçlügüne yol açmis olur. Özellikle çöküntü içindeki erkeklerde penisin sertlesmesi güçlesir. Hastanin bu durumdayken dogrudan cinsel terapiye alinmasi olanaksizdir. Ilk olarak ilaç ve psikoterapi yoluyla ruhsal çöküntünün giderilmesine çalisilir. Psikanalizci ruhbilimciler ruhsal çöküntüyü "bir sevgi nesnesinin yitirilmesine gösterilen bir çesit ilkel yas tutma" olarak tanimlar. Öte yandan daha bedensel yönelimli uzmanlar bu sorunu kimyasal bir bakis açisindan degerlendirerek bunun kalitim yoluyla aktarilan ve beyin metabolizmasini ilgilendiren psikosomatik bir durum oldugunu ileri sürmektedir. Tedavide hastaligin hem kimyasal hem de ruhsal belirleyicilerinden yola çikmanin en iyi sonuç verdigi bilinmektedir.

Nevroz türü ruhsal bozukluklarin normal davranislardan farkliligini saptamak güçtür. Çünkü psikoz türünden ruhsal hastaliklardan farkli olarak nevrozlu kimsenin gerçekle baglari kopmamistir. Oldukça akilci biçimde davranir, yargi ve fikirleri tuhaf degildir, kisiliginde herhangi bir çözülme gözlenemez. Bu kimseler, bilinçaltlarindan kaynaklanan çeliskiler yüzünden gerçekçi olmayan, yikici birtakim davranislara yönelir. Saplanti biçiminde düsünceler, sürekli el yikama, asiri ölçüde temizlik yapma gibi davranislar, herhangi bir bedensel nedeni olmayan histerik belirtiler, nevroz durumunun özellikleridir. Kisilik sorunu olan kimseler ise benzer belirtiler göstermeyip, baskalari ile olan iliskilerinde çarpik, yikici davranislara yönelirler. Anti-sosyallik, asiri duygusallik, kuskuculuk, ani duygusal patlamalar, kisilik sorununun çesitli görünümleridir. Eskiden çogu ruhbilimciler cinsel sorunlari tümüyle nevroz siniflandirmasina dahil etmekteydi. Penisi sertlesmeyen erkek, orgazma ulasamayan kadin, escinsel ya da kirbaçli türden fantazileri olan bir kimse, hem kendi çevresinde hem de psikiyatrist tarafindan nevrozlu bir hasta olarak görülürdü. Oysa bu anlayis degismistir. Cinsel sorunlari olan bazi inszanlarda, bu sorunun kisinin ruhsal derinliklerinde yatan duygusal sorunlarinin belirtisi olduguna rastlandigi gibi, bazi hastalarin cinsel sorunlarinin herhangi bir nevrozdan ya da kisilik sorunundan kaynaklanmadigi da gözlenmektedir. Hatta öyle nevrozlu hastalar vardir ki son derece normal bir cinsel yasam sürdürürler. Bununla birlikte, psikanaliz okulunun nevroz açiklamasinda kullandigi bilinçalti kökenli davranislar, çeliskiler, bastirma gibi terimler bugünkü uygulamada cinsel sorunlarin tedavisinde büyük ölçüde yararlanilan kavram ve araçlardir. Cinsel birlesmede bulunup bosalma yasadigi an bedensel bir zarar görecegi inanci ve korkusuyla yasamakta olan bir erkegin iktidarsizlik sorunu ancak bu bilinçalti olgu açiga çiktiginda anlasilabilir. Gerçekte bu bedensel zarar görme kaygisina pek çok cinsel sorunun kökeninde rastlanir. Bu gibi sorunlu kimseler çocuksu korkularini eslerine de asilayabilirler. Sevdikleri tarafindan denetim altina alinacaklarina ya da terk edilerek büyük acilara maruz kalacaklarina iliskin bilinçalti korkular besleyen kimselere cinsel sorunlular arasinda oldukça sik rastlanir.

Nevrozlu hastalar cinsel coskulanma durumunda büyük endise yasayabilirler. Çogu kez karsilastiklari çeliskiyi yenmek için erotik uyarimlardan kaçmak ya da bu uyarimlarin önüne geçmek için birtakim özürler bulurlar. Bu gibi durumlarda tedavi stratejisi, hastaya erotik baglam içinde yasadigi endiseye karsi koyabilmesi için bir takim araçlar kazandirarak bu sirada onun erotik uyarimlara karsi ortaya çikardigi özürleri yavas yavas ortadan kaldirmaktir. Cinsel terapide çiftlerden biri ya da her ikisi koyu bir nevroz içindeyse durum oldukça güçlesir. Çünkü terapi, çiftlerin kendilerini tedaviye ne ölçüde hazir hissettiklerine baglidir. Nevroz varliginda hem tedavinin süresi uzayabilir, hem de sonuçtan kesinlikle güvenli olunamaz. Çocuklukta takilmis, ruhsal çöküntülü ve nevrozlu bir erkegin erken bosalma sorununu tedavi ettirdikten sonra bosalma tepkisi konusunda tam bir denetim kazandigi görülmüstür. Buna benzer biçimde orgazma ulasamayan bir kadin bu güçlügü yenerek orgazm yasayabilir. Fakat yine de eksikligini hissettigi ruhsal huzuru bulamamis olabilir. Cinsel terapi, söz konusu cinsel çeliskiyi çözüme kavusturarak hastanin cinsellik karsisinda duydugu endiseye karsi bir savunma gelistirerek sadece cinsel sorunu halledebilir. Çogu örneklerde görüldügü gibi hasta, mutlu bir cinsel yasama kavusmasina karsin temeldeki nevrozunun sikintisini yasamaya devam eder. Bazen de nevrozlu kimsenin gördügü cinsel tedavi, söz konusu cinsel sorununun ötesinde bir yarar saglar. Cinsel sorunu çevreleyen endiseden kurtulmanin yol açtigi rahatlik, hastanin ruhsal bütünlügü üstünde etki yaparak tam bir iyilesme sonucunu dogurur. Sizofreni tanisi tasiyan kimselerin genellikle cinsel bakimdan sorunlu olduklari sanilir. Oysa cinsel islevleri tamamiyla yerinde olan pek çok sizofren vardir. Öte yandan sizofreni ile cinsel sorunlar arasindaki iliski oldukça karmasiktir. Sizofren bir kimsenin cinsel sorunlari bedensel cinsel islevlerden çok, bu kimsenin esiyle ve dis dünyayla olan iliskisindeki bozukluktan kaynaklanmaktadir.

Insanlarin hem ruhsal hem de bedensel sagliginin çok büyük ölçüde cinsel yasamlarina bagli oldugu düsüncesi, Sigmund Freud 'un ilk yapitlarini yayinladigi 19. yüzyil sonundan beri gittikçe daha çok yandas bulmaktadir. Freud'a göre, uygarligin gelismesi, cinsel dürtüleri ve cinsel yasami sinirlamakta, bu da insanlarda nevrozlara ve ruhsal bozukluklara yol açmaktadir. Ama bu bastirilmis cinsellik ve beraberinde getirdigi sinir ve ruh hastaliklari, modern toplumun nimetlerinden yararlanmak için ödemek zorunda oldugumuz bedeldir: cinsel yasam bir sorun haline gelmekte, ama insanlar da daha rahat yasama olanagina kavusmaktadir. Bu görüse, Freud'un kendi çalisma arkadaslarindan karsi çikanlar olmustur. "Cinsel Devrim " ve "Bedensel Bosalmanin Islevi " adli incelemelerin yazari Wilhelm Reich , aslinda cinsellikle uygarlik arasinda bir çatismanin olmadigini ileri sürmüstür. Reich'a göre, cinselligi bastiran ve sinirlayan, uygarligin kendisi degil, sadece bugünkü biçimidir. Günümüzün baskici toplumlari, cinsel doyumu engellemektedir. Cinsel doyumsuzluk, delilikten kansere kadar birçok toplumsal ve bedensel hastaligin nedenidir. Reich'a göre, insanlar cinsel yasamlarinda özgürlestiklerinde, toplum hem gerçekten uygar hem de saglikli hale gelecektir. Uzmanlarin çogunluguysa, bu türden felsefi ve toplumbilimsel sorunlara hiç girmeksizin, insanlarin cinsel yasaminin sorularla dolu oldugunu belirtmekle yetinmektedir. "Insanm Cinsel Tepkisi " adli arastirmanin yazarlari Masters ve Johnson, 1970'de yayinlanan ikinci kitaplari "Insanin Cinsel Yetersizligi "nde söyle demekteler: "Amerika Birlesik Devletleri'ndeki evli çiftlerin en az yarisi, ya cinsel yasamlarinda dumura ugramislardir ya da yakin bir gelecekte bu duruma geleceklerdir". Bununla birlikte, cinsel sorunlar yalnizca ABD gibi sanayilesmis modern toplumlarda degil, su ya da bu ölçüde tarihin bütün evrelerine ve çesitli toplumlarda ortaya çikmistir. Ilk ve Ortaçag hekimlerinin bu sorun üzerinde durdugu ve cinsel rahatsizliklari gidermek için çareler önerdikleri bilinmektedir. Yine de bugünkü anlamiyla cinsel sorunlarin, daha kesin bir deyisle, iktidarsizlik ve sogukluk gibi sorunlarin, esas olarak modern zamanlarda yayginlastigi söylenebilir. Cinsel sorunlar, kadin ve erkeklerin normal bir cinsel iliskide bulunmalarini güçlestiren ya da büsbütün önleyen psikolojik engellerdir. Çogu zaman çocukluk yasantilarindan ya da çok basarisiz bir ilk cinsel deneyden kaynaklanan korku, asagilik duygusu, sikilganlik ve suçluluk duygusu gibi psikolojik engeller ve iç yasaklar insanlarda cinsel arzuyu azaltmakta, heyecan ve orgazma yol açan cinsel refleksleri sinirlamaktadir. Kisacasi, insanin normal cinsel tepkisini engellemektedir. Kuskusuz, organ bozukluklari, alkolizm, seker hastaligi ya da kromozom bozukluklari gibi fiziksel ve biyolojik nedenler de sogukluk veya iktidarsizlik gibi sorunlara yol açabilirler. Ama cinsel sorunlarin en yaygin kaynagi, psikolojik ve toplumsal engellerdir.

Korku ve Cinsel Yasam

Normal kosullarda insandaki cinsel dürtü öylesine dogal ve kendiligindendir ki, henüz evlenmemis veya bir esle iliski kurmamis insanlarin çogu, basarili ve doyurucu bir cinsel birligin otomatik olarak gerçeklesecegini sanirlar. Oysa cinsel faaliyet çok hassas bir mekanizmadir: kolayca arizalanabilir. Insanin dogal dürtülerinden biri olan cinsel istek, normal kosullarda, bir uyariciyla karsilastiginda kendiliginden ortaya çikar ve herhangi bir engele takilmadigi takdirde orgazmla sonuçlanir. Wilhelm Reich'in dedigi gibi, dogal ve saglikli bir cinsellik kisinin hiç bir iç yasaklanma duymaksizin cinsel heyecana kendini birakabilme yetisidir. Bu, içgüdüsel bir faaliyettir ama sanildigi gibi otomatik degildir; bazi psikolojik kosullari vardir. Bu kosullar olmadiginda en kiskirtici görüntüler bile kisilerde gerekli cinsel tepkileri dogurmayacaktir. Çünkü bunlarin eksikligi, insan gövdesinde, cinsel iliski için gerekli olan fizyolojik dönüsümlerin gerçeklesmesini önleyecektir. Diger yandan, insanlarda, cinsellik gibi temel dürtülere müdahale eden, bunlarin islenmesini önleyen ikincil dürtüler de bulunmaktadir. Bu dürtüler, toplumsal yasamda dogal cinselligin bastirilmis olmasindan kaynaklanmakta ve insanin haz duyma kapasitesini sinirlamaktadir. Bu ikincil dürtülerin en iyi örnegi "korku" dur. Genellikle korkuyla cinsel iliski birbirine ters düser. Ani bir korku insan vücudunda adrenalin salgilanmasina yol açar. Bu madde, insana tehlikeye karsi koyabilmesi için gerekli olan enerjiyi saglar ama, cinsel istegi de söndürür. Bir yandan da savunma refleksleri, kanin sindirim ve üreme organlarindan çekilip kol ve bacak kaslarina dolmasina neden olur. Böylece insanin "savas organlari" güçlenir, ama cinsel organlari büzülür: birlesme olanaksizlasir. Korkunun cinsel arzulari öldürmesi gerçekte çok anlasilabilir bir durumdur. Çiftlesme ani, canlinin dis tehlikelere karsi en açik, en korunmasiz oldugu andir. Böyle bir durumda canli çiftlesmeyi sürdürecek olsa, hayatta kalmasi olanaksizlasabilir. Yüzbinlerce yil önce vahsi bir ormanda bir insan çiftinin sevismekte oldugu ve çevrede de aç bir aslanin dolastigi düsünülürse; kuskusuz, birlesme eyleminin yarida kesilmesi gerekecektir. Böylece, tarih içinde, korkunun cinselligi bastirmasi insanda yerlesik bir refleks mekanizmasi haline gelmistir. Bu sadece "Vahsi aslan" türünden somut ve distan gelen tehditler için degil, kaynagi daha belirsiz, bulanik psikolojik tehlike ve endiseler için de geçerlidir. Kaynagi ne olursa olsun, korku, siddetli sikinti ve kaygi duygulari, insanlari cinsel uyarilara karsi genellikle duyarsizlastirir. Çocukluk yillarinda veya ergenlik döneminde herhangi bir nedenden ötürü kadinlara karsi korku beslemis bir insan, ilk cinsel deneyinde de bu sikintili duyguyu üzerinden atamadigi için büyük bir olasilikla basarili olamayacaktir. Erkeklerde ereksiyonun gerçeklesmesini veya orgazma ulasilmasini, kadinlardaysa ayni sekilde dölyolunun nemlenmesini ve orgazma varilmasini önleyen bazi korkular oldukça basit ve yüzeyseldir. "Bu gece penisim sertlesecek mi?" gibi bir kaygi, birçok erkegin geçici olarak iktidarsiz kalmasina neden olmustur. Ancak, bu gibi cinsel korkular, insanin kendisi tarafindan tahlil edilebildigi için çogu zaman geçicidir. Buna karsilik, kaynaklari ve nedenleri kisinin kendisince bilinemeyen bazi daha derin korku ve kaygi duygulari için bir psikologa basvurulmasi gerekebilir.

Suçluluk Duygusu

Bazen de basarili ve doyurucu bir cinsel yasamin önüne dikilen engel, asiri bir utangaçliktir. Cinsel konularda rahat olmayan asiri sikilgan kisiler heyecanlarini kontrol altinda tuttuklari için gerçek doyuma da ulasamazlar. Eslerden ikisinin de büyük bir sikintiyla sabahi bekledikleri, basarisiz gerdek geceleri, cinselligin baski altinda tutuldugu bütün toplumlarda çok sik rastlanan bir durumdur. Çogu zaman bu cinsel islevsizligin kökeninde bu suçluluk duygusu yatar. Kadin ya da erkek, gerek hayali, gerekse gerçek bütün cinsel eylemlerinde derin bir suçluluk kompleksinin etkisi altindadirlar ve bu yüzden, orgazma ulassalar bile gerçek bir ruhsal ve bedensel bir doyumdan uzak kalmaktadirlar. Bunun nedenleri kisinin çocukluk deneylerinde aranmalidir. Bazi çocuklar, hiç bir bedensel temasin hosgörülmedigi bir atmosfer içinde yetistirilmistir. Anneler ya da babalar, kendi iç yasak ve kosullanmalarindan ötürü, çocuklarini yeteri kadar sevip oksamaktan kaçinmislardir; bu da çocukta fiziksel temasa karsi bir ürkeklik yaratmistir. Bu tür anne ve babalar, çogu zaman, çocugun cinsel organiyla oynamasina da izin vermemisler, onu mastürbasyon yaparken yakaladiklarinda hakaret etmisler, cezalandirmislardir. Bunun, çocukta cinsellikle "günah" düsüncesinin birlesmesine yol açmasi kaçinilmazdir.

Suçluluk duygusu bilinçli bir duygu da olabilir, bilinçsiz de. Insanlarin önemli bir bölümünde bilinçli bir günah düsüncesi degilse bile, bulanik ve kisinin, kendisinin farkinda olmadigi bir utanç duygusu cinsel yasami etkisi altinda tutar. Günümüzde bile çocuklara cinsel organ ve duygularinin birer suç unsuru oldugu düsüncesi yerlestirilmektedir. Bu bilinçli olarak ögretilmese bile, aileler ve yakin çevreler günlük davranislariyla bu duyguyu çocuga asilamaktadir. Cinsel bölgeler örtülmekte, cinsel konular suskunlukla geçistirilmektedir. Nitekim, sogukluk ve iktidarsizlik gibi sorunlarin, cinsel konularda rahat, bol cinsel çagrisimli konusmalardan çekinmeyen ve yemek yeme, oturma ve yatma eylemlerini tek bir oda içinde yürüten köy toplumlarindan çok, cinsel bakimdan kapali ve cinsel eylemin herkesin gözünden uzak ayri "yatak odalarinda" sürdürüldügü kent topluluklarinda daha sik görüldügü bilinmektedir. Bu tür toplumsal nedenlerin yanisira, cinsel organlarla diski organlari arasindaki yakinlik da cinsellik ile kirlilik arasinda güçlü bir bagin kurulmasina yardim etmektedir. Böylece bir yandan suçluluk, kirlilik ve cinsellik, öbür yandan "iffetlilik", temizlik ve hatta cinsiyetsizlik, cinsel yönden baski altindaki kisinin zihninde birbirine karsit ilkeler olarak ortaya çikmaktadir.

Suçluluk duygusu, kisiyi, oral veya anal seks gibi cinselligin sadece belirli biçim ve yönlerinden uzak tutabilecegi gibi, genel bir sogukluk, isteksizlik veya iktidarsizlik da yaratabilir. Kimi zaman da, suçluluk ve kirlilik düsüncelerinin arasindan geçerek cinsel hazza ulasmayi basarabilmis kisilerde biraz farkli bir saplanti belirir: yasamlarinda cinsellikle "kötülügün" özdestirilmesini yasamis böyle kisiler, sadece "günahkar bir atmosferde" seks yapmaktan hoslanir olurlar. Ancak agrili, sancili veya yasak bir iliski kendilerine zevk verebilir. Bununla birlikte, kisinin esiyle mutlu olmasinin böyle bir iliskiye bagli oldugu ve iki taraf da onayladigi sürece, çocuklarla cinsel iliski gibi toplumca suç sayilan davranislari içermemesi kosuluyla böyle bir iliskiyi bir cinsel sapma saymak yanlis olur.

"Performans" Saplantisi

Modern toplumlarda insan cinselligi üzerindeki baskilar sadece dar anlamda kisitlayici yönde degildir; görünüste özgür bir cinsellige karsi olmayan bazi tutum ve davranislar da doyurucu bir cinsel yasami engelleyebilir. Kadin ve erkekleri cinsel iliskilerinde degismez rollere iten, kisitlayici bir cinsellik anlayisi, özellikle son yillarin cinsel özgürlesmesiyle birlikte etkisini göstermektedir. Cinsel tutukluga yol açan etkenlerden biri, reddedilme korkusudur. Bazi erkekler, esleriyle birlikteyken penislerinin hemen sertlesmeyeceginden veya orgazmlarini tutamayacaklarindan endiselenirler. Bazilari da, eslerine yeterince zevk verecek cinsel "teknikleri" iyi bilmedikleri için tasalanirlar. Kadinlar da cinsel iliskide kötü bir "performans" gösterdiklerinden, örnegin esleri kadar çabuk orgazm olamadiklari için onlari tatmin edememekten çekinirler. Bazilari, fiziksel görünüslerinin yeterince çekici olmadigini, gögüslerinin çok küçük, bacaklarinin fazla kisa oldugunu düsüiiürler. Kisinin kendini cinsel hazza birakacagi yerde bu türden bir gerilim içine girmesi, sürekli olarak kendini yargilamasi, cinsel arzuyu öldürür. Birbirini seven, birbirine önem veren ama çok deneyli olmayan iki esin ilk gecelerinden karisik, tatsiz duygularla ayrilmalarinin nedeni de tamamen bu türden bir "performans" kaygisidir. Oysa doyurucu bir cinsellikte önemli olan, su ya da bu teknigin uygulanmasi, vücudun su ya da bu noktasinin çekici olup olmamasi degil, iki esin de kendilerini içlerinden gelen arzulara birakabilmeleridir.

Son otuz yilin cinsel özgürlesme hareketinin çelisik etkileri olmustur. Bir yandan utangaçlik gibi daha eski cinsel sinirlanmalar etkisini azaltmis, ama bir yandan da cinselligin standartlasmasina, kaliplasmasina yol açmistir. Yasadigimiz yarismaci toplumlar, sevismeyi çok belirli cinsel birlesme tekniklerine indirgemekte ve bu teknikleri en ustaca uygulayan kisileri de ideal disi veya erkek ilan etmektedir. "Bütün Kadinlari Tatmin Etme Usülleri", "Cinsel Teknik"gibi adlar tasiyan yüzlerce yayin bu standartlasmanin göstergesidir.

Bu kaliplasmanin cinsellik üzerindeki etkisi üç noktada toplanabilir: birincisi, iliskide erkek inisiyatifinin abartilmasidir. Kendisinden hep aktif bir rol beklenen, sevismeyi baslatmasi ve baskin durumda olmasi istenen bir erkek, hep ayni "performans" düzeyini tutturamadigini görünce, kendi cinsel gücünden kuskuya kapilabilir. Hele cinsellikle ilgili bazi iç yasaklar ve sikintilar tasiyorsa, bu kusku giderek büsbütün cinsel iliskiden soguma haline gelebilir. Sonuçta cinsel tepkilerini ya bütünüyle ya da kismen yitirebilir: bilinen deyimiyle. iktidarsizlasabilir. Iliskide inisiyatifi ele almanin kadinca olmadigina inandirilmis bir kadin da, sevisme sirasinda kendisini fazlaca sinirladiginda ayni sorunla karsilasir: bu yapay pasiflik onu öyle doyumsuz birakir ki, cinsel iliskiden hiçbir tat almaz olur: soguklasir.

Modern cinselligin ikinci bir saplantisi; sevismenin diger biçim ve yönlerini ihmal etme pahasina "çiftlesme"nin asiri vurgulanmasidir. Sadece erkek ve kadin üreme organlarinin birlesmesine indirgenmis bir cinsellik bedenin diger erojen bölgelerinin duyarliginin yokolmasina yolaçabilir ki, bu da cinsel hazzin sinirlanmasina ve doyum olanaginin azalmasina neden olur. Üçüncü olarak, modern cinsellikte orgazm, mutlak bir zorunluluk olarak görülmektedir. Cinsel iliskiye mutlaka orgazma ulasma düsüncesiyle yaklasilmasi, sevismeyi basli basina bir amaç olmaktan çikarip bir baska amaca ,orgazma erismenin en kisa yolu haline getirmektedir. Bu da sevisme ve cinsel haz süresini kisalttigi gibi, erken bosalma gibi sorunlara da neden olmaktadir. Baska bir deyisle, cinsellik bir "is" haline gelmekte, kisisel basari ya da basarisizligin ölçülecegi bir sinav alanina dönüsmektedir.

Cinsel iliskinin böyle standartlastirilmasi, belirli reçetelere baglanmasi, insanlarin cinsel tepkilerinin zayiflamasina ve arzularinin azalmasina neden olmaktadir. Bu nedenle, cinsel terapistler, eslerin sevisme sirasinda daha degisik yöntemler uygulamasini, orgazm olmak için kendilerini zorlamamalarini ve hatta bir süre orgazmdan kaçinip sadece ask oyunlariyla yetinmelerini önermektedirler.

Asagilik Duygusu

Cinsel tepkileri zayiflatan veya cinsel istegi öldüren duygusal engellerden biri de asagilik kompleksidir. Bazi kisiler, çesitli nedenlerden ötürü, baska insanlara oranla "eksik" ve "yetersiz" olduklarini düsünür. Bu düsünce, sonunda kisinin cinsel gücünü de etkileyebilir. Baslangiçta hiçbir saglam temeli olmayan bir "ben beceriksizim, yetersizim" düsüncesi, sonuçta kisiyi gerçekten beceriksizlestirebilir. Bazen de kisilerin genel bir asagilik kompleksine degil, sadece cinsel yeteneklerinin yetersizligine iliskin bir duygunun etkisi altinda kaldiklari görülür. Çogu zaman bunun nedeni, kisinin çocukluk ve ergenlik döneminde arkadaslarindan dinledigi, gerçekle ilgisi olmayan mucizevi cinsel basari öyküleridir. Bir baska delikanlinin bir gecede dört kadinla birlikte yattigini ve sekiz defa "yaptigini" isiten deneysiz bir gencin kendisiyle ilgili bir kuskuya kapilmasi dogaldir. Oysa çogu zaman bunlar dogru degildir ve zaten herkesin cinsel tepkilerinin her zaman birbirinin ayni olmasi da beklenemez. Kadin ve erkek her insanin, baskasiyla kiyaslanamayacak kendine özgü bir cinsel doyum ve basari düzeyi vardir. Bundan fazlasini beklemek bu düzeyi de düsürebilir. Bir gecede iki kereden daha fazla "yapamadigini" gören bir erkek asagilik duygusuna kapilabilir ve bu da ertesi gece onun bir kere bile "yapmasini" engelleyebilir.

Erkeklerin cinsellikle ilgili asagilik duygulari çogu zaman penislerinin büyüklükleri noktasinda toplanir. Ergenlik çagindaki erkek çocuklar arasinda en sik görülen seks oyunlarindan biri, penis büyüklüklerinin karsilastirilmasidir. Bu tür deneyler sonunda bazi kisiler penislerinin diger erkeklerinkinden küçük oldugu kanisina varabilirler ve cinsel gücün, penis büyüklügüne bagli oldugu gibi yanlis bir düsünce de tasidiklari için, kendilerinin eslerine zevk verecek kapasitede olmadiklarindan endise edebilirler.

Cinsel organ büyüklügü, bir çok toplumda görülebilen bir saplantidir. Bugün Selçuk'taki Efes müzesinde bulunan Romalilar dönemine ait Bes Tanrisi Heykeli, bir cinsel ve toplumsal güç simgesi olarak büyük penisin tasidigi önemi gösterir. Rönesans dönemi Avrupasi'nda da Aristokrat Sinif'tan erkeklerin de, cinsel organlarini büyük göstermek için pantolonlarinin içine çesitli maddeler yerlestirdikleri bilinir. Penis büyüklügü saplantisi, çesitli kültürlerde, cinsel faaliyetin baslaticisi ve aktif ögesi olarak erkege verilen önemle ilgilidir. Kadinin pasif ve bekleyen bir seks nesnesi, erkegin ise cinsel hazzin asil "sahibi" olarak görülmesi, penise de gerçek disi bir rol yüklemistir. Oysa organ büyüklügünün cinsel güçle bir iliskisi yoktur. Bu, büyük burnu olan erkeklerin büyük penise, büyük agzi olan kadinlarin da genis dölyoluna sahip olduklari iddiasina benzeyen bir hurafedir. Diger yandan, büyük penisli erkeklerin eslerine daha çok zevk verecekleri düsüncesi de dogru degildir. Cinsel birlesme sirasinda dölyolunun en duyarli bölümü, agiza yakin alt kisimlaridir; penis, büyüklügü ne olursa olsun, dölyolunun bu kismina degecek bir uyarici görevini yapacaktir. Üstelik, çogu kadinin asil cinsel duyarlik merkezi; dölyolu degil, klitoristir. Cinsel birlesme sirasinda klitoris erkegin penisine degil, penisin üstünde yeralan tüylü bölgeye deger ve bu bölgenin basinciyla uyarilir. Eger bir kadin, sirf bilgisizlikten ötürü, büyük bir penisin kendisine daha çok zevk verecegi düsüncesine saplanmissa ve bu saplantidan ötürü küçük penisler kendisine psikolojik bir haz vermiyorsa, sorun organ büyüklügünden degil, yalnizca bir psikolojik kosullanmadan kaynaklanmaktadir.

CINSEL SORUNLAR VE SAGLIK

Kadin ve erkeklerdeki iktidarsizlik ve sogukluk gibi cinsel sorunlarin çok büyük bir bölümü psikolojik kökenlidir ama, fiziksel rahatsizlik ve hastaliklarin sonucu olan cinsel yetersizlikler de vardir. Özellikle, gençlikte gözükmeyen ama ilerleyen yasla birlikte ortaya çikan seker hastaligi, kalp, karaciger ve böbrek rahatsizliklarinin cinsel yasami olumsuz yönde etkiledigi ileri sürülmektedir. Kalp uzmanlarinin, kalp hastalarinin cinsel yasamiyla ilgili olarak Ingiltere'de yaptiklari bir arastirma su sonuçlari vermistir: kalp hastalarinin yüzde 10'u agir bir krizden sonra cinsel güçlerini bütünüyle yitirmis gorünmektedir; yüzde 60'inin cinsel yasami düzensizlesmis ve cinsel birlesmeden aldiklari zevk azalmistir. Geri kalan yüzde 30'un cinsel etkinliklerinde bir degisme olmamis, krizi geçirdikten bir süre sonra normal cinsel iliskilerine yeniden baslamislardir. Görünüste, enfarktüse benzer kalp hastaliklari cinsel yasama agir bir darbe indirmektedir. Ancak, yapilan arastirma, bu hastalarin üçte ikisinin geçirdikleri krizin cinsel yasamlarini ne yönde etkileyecegi konusunda hiçbir hekime danismadiklarini da ortaya koymustur. Buradan da anlasilmaktadir ki, hastalarin çogu bilgisizlikten ve korkudan ötürü, cinsel faaliyetlerini kendi kendilerine kisitlamistir. Arastirmayi yürüten kalp uzmanlari, böyle bir kisitlamanin oldukça gereksiz oldugunu, hatta tam tersine hastanin durumunun daha da kötülesmesine neden olabilecegini belirtmektedir. Dahasi, arastirmada, hastanin yasi da geçirdigi krizin sertligi ile cinsel faaliyet düzeyi arasinda anlamli bir bag da bulunamamistir. 43 yasinda ikinci bir enfarktüs geçirmis bir erkek, kisa bir süre sonra cinsel yasamina ayni tempoda yeniden baslamis, buna karsilik 46 yasinda ve oldukça hafif bir enfarktüs geçiren bir baska erkek cinsel birlesmeyi kendi kendine yasakladigi için giderek istegi de zayiflamistir. Sevisme ve cinsel birlesme sirasinda insanin kalp atislarinda, solugunda ve kan dolasiminda büyük bir hizlanma oldugu dogrudur. Daha önce kriz geçirmis kisilerin sevisme sirasinda kendilerini fazlaca zorlamaktan kaçinmalari da yararli olacaktir. Ama bu kisiler kalplerini asiri zorlamaksizin da doyurucu bir cinsel deney yasayabilirler. Öte yandan, çalisirken ve gündelik yasam içinde kalplerine cinsel birlesmedekinden çok daha fazla bir yük bindiriyor da olabilirler. Enfarktüs krizi geçirmis 14 kisi üzerinde yapilan incelemeler, bu hastalarin bir gün içinde, çesitli zamanlarda örnegin sikisik bir trafikte araba kullanirken, islerinde çetrefil bir sorunla ugrasirken ya da hararetli bir tartisma içindeyken kalplerini çok daha fazla yorduklarini göstermistir. Alinan elektrokardiyogramlar bunu kanitlamaktadir. Birçok hekim, kalp hastalarinin bir kat merdiven çikabilecek ya da birkaç dakika hizli yürüyebilecek durumda olduklari sürece rahatlikla cinsel iliskiye de girebileceklerini belirtmektedir. Cinsel birlesme sirasinda geçirilen kalp krizleri üzerinde yapilan bir çalisma da oldukça anlamli bir sonuç koymustur ortaya: bu krizlerin büyük bir bölümü, evli kisilerin evlilik disi cinsel iliskileri sirasinda meydana gelmistir. Bunun bir nedeni, bu tür iliskiler sirasinda alinan agir alkol ve asiri yemek ise, bir nedeni de böyle bir iliskinin kisiye büyük bir kaygi, duygusal gerginlik, hatta korku vermesidir. Baska bir deyisle, krizin asil nedeni cinsel birlesme degil, bu birlesmenin yakalanma korkusu içinde, sikintili ve gergin bir ruh hali içinde yapilmasidir.

Bunun disinda, bazi damar rahatsizliklarinin ve özellikle seker hastaliginin kisinin cinsel tepkilerini etkiledigi bilinmektedir. Ama bu etki, hastaligin ilerleme derecesine göre ve kisiden kisiye degismektedir. Diger taraftan bu hastaliklarin etkisi, dogru bir yemek rejimi ve yasam tarzinin benimsenmesiyle büyük ölçüde giderilebilmektedir. Bu konuda kisilerin hekime danismadan kendi yersiz korkulari ve kulaktan dolma bilgileriyle hareket etmeleri yanlis olur.

CINSEL SORUNLAR VE RUH SAGLIGI

Ruhsal bakimdan saglikli bulunan kimselerde cinsel sorunlar görülebildigi gibi, bu sorunlarin birtakim psikiyatrik bozukluklar esliginde ortaya çiktigi da olur. Sorunlarin giderilmesi açisindan ruhsal sorunlar ile cinsel davranis bozukluklari arasindaki iliskinin iyi kavranmasi çok önemlidir. Çünkü benzer psikiyatrik belirtiler gösteren kimselerin birbirinden çok farkli cinsel tutumlar içinde bulunduklari gözlenmistir. Üstelik çesitli psikiyatrik sorunlarin tedavi yöntemleri farklidir. Bu nedenlerden ötürü, cinsel terapi uzmaninin ayni zamanda psikiyatrik sorunlarin tanisi ve tedavisi konularinda da beceri sahibi olmasi önemlidir. Özellikle endise ile cinsel sorunlar arasindaki iliskinin dogru saptanmasi gerekir. Herhangi bir psikiyatrik sorun yüzünden zeten endise yasamakta olan ve bunun bir yan etkisi olarak cinsel islevleri bozulan bir kimsenin durumu cinsel sorunlar yüzünden endiselenen kimsenin durumundan farklidir. Eslerden biri psikozda ise; çifte cinsel terapi uygulamak, psikiyatrik sorunun büyüyerek tehlikeli bir hal almasina yol açabilir.

Cinsel sorunlara genellikle eslik eden ruhsal hastaliklar ; ruhsal çöküntüler ve duygusal bozukluklar, nevroz ve kisilik sorunlari, sizofrenidir. Ruhsal çöküntü (depresyon) bunlarin basinda gelir. Bu, cinsel islevlerinde bir aksamadan ötürü tedaviye basvuran kisilerin büyük çogunlugunda görülen bir durumdur. Ruhsal çöküntü; bireyin libidosunu etkiler ve cinsel istegini azaltir. Sonuç olarak erotik heyecanlanma güçlesir ve böylece erkeklerde iktidarsizlik, kadinlarda orgazm güçlügüne yol açmis olur. Özellikle çöküntü içindeki erkeklerde penisin sertlesmesi güçlesir. Hastanin bu durumdayken dogrudan cinsel terapiye alinmasi olanaksizdir. Ilk olarak ilaç ve psikoterapi yoluyla ruhsal çöküntünün giderilmesine çalisilir. Psikanalizci ruhbilimciler ruhsal çöküntüyü "bir sevgi nesnesinin yitirilmesine gösterilen bir çesit ilkel yas tutma" olarak tanimlar. Öte yandan daha bedensel yönelimli uzmanlar bu sorunu kimyasal bir bakis açisindan degerlendirerek bunun kalitim yoluyla aktarilan ve beyin metabolizmasini ilgilendiren psikosomatik bir durum oldugunu ileri sürmektedir. Tedavide hastaligin hem kimyasal hem de ruhsal belirleyicilerinden yola çikmanin en iyi sonuç verdigi bilinmektedir.

Nevroz türü ruhsal bozukluklarin normal davranislardan farkliligini saptamak güçtür. Çünkü psikoz türünden ruhsal hastaliklardan farkli olarak nevrozlu kimsenin gerçekle baglari kopmamistir. Oldukça akilci biçimde davranir, yargi ve fikirleri tuhaf degildir, kisiliginde herhangi bir çözülme gözlenemez. Bu kimseler, bilinçaltlarindan kaynaklanan çeliskiler yüzünden gerçekçi olmayan, yikici birtakim davranislara yönelir. Saplanti biçiminde düsünceler, sürekli el yikama, asiri ölçüde temizlik yapma gibi davranislar, herhangi bir bedensel nedeni olmayan histerik belirtiler, nevroz durumunun özellikleridir. Kisilik sorunu olan kimseler ise benzer belirtiler göstermeyip, baskalari ile olan iliskilerinde çarpik, yikici davranislara yönelirler. Anti-sosyallik, asiri duygusallik, kuskuculuk, ani duygusal patlamalar, kisilik sorununun çesitli görünümleridir. Eskiden çogu ruhbilimciler cinsel sorunlari tümüyle nevroz siniflandirmasina dahil etmekteydi. Penisi sertlesmeyen erkek, orgazma ulasamayan kadin, escinsel ya da kirbaçli türden fantazileri olan bir kimse, hem kendi çevresinde hem de psikiyatrist tarafindan nevrozlu bir hasta olarak görülürdü. Oysa bu anlayis degismistir. Cinsel sorunlari olan bazi inszanlarda, bu sorunun kisinin ruhsal derinliklerinde yatan duygusal sorunlarinin belirtisi olduguna rastlandigi gibi, bazi hastalarin cinsel sorunlarinin herhangi bir nevrozdan ya da kisilik sorunundan kaynaklanmadigi da gözlenmektedir. Hatta öyle nevrozlu hastalar vardir ki son derece normal bir cinsel yasam sürdürürler. Bununla birlikte, psikanaliz okulunun nevroz açiklamasinda kullandigi bilinçalti kökenli davranislar, çeliskiler, bastirma gibi terimler bugünkü uygulamada cinsel sorunlarin tedavisinde büyük ölçüde yararlanilan kavram ve araçlardir. Cinsel birlesmede bulunup bosalma yasadigi an bedensel bir zarar görecegi inanci ve korkusuyla yasamakta olan bir erkegin iktidarsizlik sorunu ancak bu bilinçalti olgu açiga çiktiginda anlasilabilir. Gerçekte bu bedensel zarar görme kaygisina pek çok cinsel sorunun kökeninde rastlanir. Bu gibi sorunlu kimseler çocuksu korkularini eslerine de asilayabilirler. Sevdikleri tarafindan denetim altina alinacaklarina ya da terk edilerek büyük acilara maruz kalacaklarina iliskin bilinçalti korkular besleyen kimselere cinsel sorunlular arasinda oldukça sik rastlanir.

Nevrozlu hastalar cinsel coskulanma durumunda büyük endise yasayabilirler. Çogu kez karsilastiklari çeliskiyi yenmek için erotik uyarimlardan kaçmak ya da bu uyarimlarin önüne geçmek için birtakim özürler bulurlar. Bu gibi durumlarda tedavi stratejisi, hastaya erotik baglam içinde yasadigi endiseye karsi koyabilmesi için bir takim araçlar kazandirarak bu sirada onun erotik uyarimlara karsi ortaya çikardigi özürleri yavas yavas ortadan kaldirmaktir. Cinsel terapide çiftlerden biri ya da her ikisi koyu bir nevroz içindeyse durum oldukça güçlesir. Çünkü terapi, çiftlerin kendilerini tedaviye ne ölçüde hazir hissettiklerine baglidir. Nevroz varliginda hem tedavinin süresi uzayabilir, hem de sonuçtan kesinlikle güvenli olunamaz. Çocuklukta takilmis, ruhsal çöküntülü ve nevrozlu bir erkegin erken bosalma sorununu tedavi ettirdikten sonra bosalma tepkisi konusunda tam bir denetim kazandigi görülmüstür. Buna benzer biçimde orgazma ulasamayan bir kadin bu güçlügü yenerek orgazm yasayabilir. Fakat yine de eksikligini hissettigi ruhsal huzuru bulamamis olabilir. Cinsel terapi, söz konusu cinsel çeliskiyi çözüme kavusturarak hastanin cinsellik karsisinda duydugu endiseye karsi bir savunma gelistirerek sadece cinsel sorunu halledebilir. Çogu örneklerde görüldügü gibi hasta, mutlu bir cinsel yasama kavusmasina karsin temeldeki nevrozunun sikintisini yasamaya devam eder. Bazen de nevrozlu kimsenin gördügü cinsel tedavi, söz konusu cinsel sorununun ötesinde bir yarar saglar. Cinsel sorunu çevreleyen endiseden kurtulmanin yol açtigi rahatlik, hastanin ruhsal bütünlügü üstünde etki yaparak tam bir iyilesme sonucunu dogurur. Sizofreni tanisi tasiyan kimselerin genellikle cinsel bakimdan sorunlu olduklari sanilir. Oysa cinsel islevleri tamamiyla yerinde olan pek çok sizofren vardir. Öte yandan sizofreni ile cinsel sorunlar arasindaki iliski oldukça karmasiktir. Sizofren bir kimsenin cinsel sorunlari bedensel cinsel islevlerden çok, bu kimsenin esiyle ve dis dünyayla olan iliskisindeki bozukluktan kaynaklanmaktadir.

Insanlarin hem ruhsal hem de bedensel sagliginin çok büyük ölçüde cinsel yasamlarina bagli oldugu düsüncesi, Sigmund Freud 'un ilk yapitlarini yayinladigi 19. yüzyil sonundan beri gittikçe daha çok yandas bulmaktadir. Freud'a göre, uygarligin gelismesi, cinsel dürtüleri ve cinsel yasami sinirlamakta, bu da insanlarda nevrozlara ve ruhsal bozukluklara yol açmaktadir. Ama bu bastirilmis cinsellik ve beraberinde getirdigi sinir ve ruh hastaliklari, modern toplumun nimetlerinden yararlanmak için ödemek zorunda oldugumuz bedeldir: cinsel yasam bir sorun haline gelmekte, ama insanlar da daha rahat yasama olanagina kavusmaktadir. Bu görüse, Freud'un kendi çalisma arkadaslarindan karsi çikanlar olmustur. "Cinsel Devrim " ve "Bedensel Bosalmanin Islevi " adli incelemelerin yazari Wilhelm Reich , aslinda cinsellikle uygarlik arasinda bir çatismanin olmadigini ileri sürmüstür. Reich'a göre, cinselligi bastiran ve sinirlayan, uygarligin kendisi degil, sadece bugünkü biçimidir. Günümüzün baskici toplumlari, cinsel doyumu engellemektedir. Cinsel doyumsuzluk, delilikten kansere kadar birçok toplumsal ve bedensel hastaligin nedenidir. Reich'a göre, insanlar cinsel yasamlarinda özgürlestiklerinde, toplum hem gerçekten uygar hem de saglikli hale gelecektir. Uzmanlarin çogunluguysa, bu türden felsefi ve toplumbilimsel sorunlara hiç girmeksizin, insanlarin cinsel yasaminin sorularla dolu oldugunu belirtmekle yetinmektedir. "Insanm Cinsel Tepkisi " adli arastirmanin yazarlari Masters ve Johnson, 1970'de yayinlanan ikinci kitaplari "Insanin Cinsel Yetersizligi "nde söyle demekteler: "Amerika Birlesik Devletleri'ndeki evli çiftlerin en az yarisi, ya cinsel yasamlarinda dumura ugramislardir ya da yakin bir gelecekte bu duruma geleceklerdir". Bununla birlikte, cinsel sorunlar yalnizca ABD gibi sanayilesmis modern toplumlarda degil, su ya da bu ölçüde tarihin bütün evrelerine ve çesitli toplumlarda ortaya çikmistir. Ilk ve Ortaçag hekimlerinin bu sorun üzerinde durdugu ve cinsel rahatsizliklari gidermek için çareler önerdikleri bilinmektedir. Yine de bugünkü anlamiyla cinsel sorunlarin, daha kesin bir deyisle, iktidarsizlik ve sogukluk gibi sorunlarin, esas olarak modern zamanlarda yayginlastigi söylenebilir. Cinsel sorunlar, kadin ve erkeklerin normal bir cinsel iliskide bulunmalarini güçlestiren ya da büsbütün önleyen psikolojik engellerdir. Çogu zaman çocukluk yasantilarindan ya da çok basarisiz bir ilk cinsel deneyden kaynaklanan korku, asagilik duygusu, sikilganlik ve suçluluk duygusu gibi psikolojik engeller ve iç yasaklar insanlarda cinsel arzuyu azaltmakta, heyecan ve orgazma yol açan cinsel refleksleri sinirlamaktadir. Kisacasi, insanin normal cinsel tepkisini engellemektedir. Kuskusuz, organ bozukluklari, alkolizm, seker hastaligi ya da kromozom bozukluklari gibi fiziksel ve biyolojik nedenler de sogukluk veya iktidarsizlik gibi sorunlara yol açabilirler. Ama cinsel sorunlarin en yaygin kaynagi, psikolojik ve toplumsal engellerdir.

Korku ve Cinsel Yasam

Normal kosullarda insandaki cinsel dürtü öylesine dogal ve kendiligindendir ki, henüz evlenmemis veya bir esle iliski kurmamis insanlarin çogu, basarili ve doyurucu bir cinsel birligin otomatik olarak gerçeklesecegini sanirlar. Oysa cinsel faaliyet çok hassas bir mekanizmadir: kolayca arizalanabilir. Insanin dogal dürtülerinden biri olan cinsel istek, normal kosullarda, bir uyariciyla karsilastiginda kendiliginden ortaya çikar ve herhangi bir engele takilmadigi takdirde orgazmla sonuçlanir. Wilhelm Reich'in dedigi gibi, dogal ve saglikli bir cinsellik kisinin hiç bir iç yasaklanma duymaksizin cinsel heyecana kendini birakabilme yetisidir. Bu, içgüdüsel bir faaliyettir ama sanildigi gibi otomatik degildir; bazi psikolojik kosullari vardir. Bu kosullar olmadiginda en kiskirtici görüntüler bile
kisilerde gerekli cinsel tepkileri dogurmayacaktir. Çünkü bunlarin eksikligi, insan gövdesinde, cinsel iliski için gerekli olan fizyolojik dönüsümlerin gerçeklesmesini önleyecektir. Diger yandan, insanlarda, cinsellik gibi temel dürtülere müdahale eden, bunlarin islenmesini önleyen ikincil dürtüler de bulunmaktadir. Bu dürtüler, toplumsal yasamda dogal cinselligin bastirilmis olmasindan kaynaklanmakta ve insanin haz duyma kapasitesini sinirlamaktadir. Bu ikincil dürtülerin en iyi örnegi "korku" dur. Genellikle korkuyla cinsel iliski birbirine ters düser. Ani bir korku insan vücudunda adrenalin salgilanmasina yol açar. Bu madde, insana tehlikeye karsi koyabilmesi için gerekli olan enerjiyi saglar ama, cinsel istegi de söndürür. Bir yandan da savunma refleksleri, kanin sindirim ve üreme organlarindan çekilip kol ve bacak kaslarina dolmasina neden olur. Böylece insanin "savas organlari" güçlenir, ama cinsel organlari büzülür: birlesme olanaksizlasir. Korkunun cinsel arzulari öldürmesi gerçekte çok anlasilabilir bir durumdur. Çiftlesme ani, canlinin dis tehlikelere karsi en açik, en korunmasiz oldugu andir. Böyle bir durumda canli çiftlesmeyi sürdürecek olsa, hayatta kalmasi olanaksizlasabilir. Yüzbinlerce yil önce vahsi bir ormanda bir insan çiftinin sevismekte oldugu ve çevrede de aç bir aslanin dolastigi düsünülürse; kuskusuz, birlesme eyleminin yarida kesilmesi gerekecektir. Böylece, tarih içinde, korkunun cinselligi bastirmasi insanda yerlesik bir refleks mekanizmasi haline gelmistir. Bu sadece "Vahsi aslan" türünden somut ve distan gelen tehditler için degil, kaynagi daha belirsiz, bulanik psikolojik tehlike ve endiseler için de geçerlidir. Kaynagi ne olursa olsun, korku, siddetli sikinti ve kaygi duygulari, insanlari cinsel uyarilara karsi genellikle duyarsizlastirir. Çocukluk yillarinda veya ergenlik döneminde herhangi bir nedenden ötürü kadinlara karsi korku beslemis bir insan, ilk cinsel deneyinde de bu sikintili duyguyu üzerinden atamadigi için büyük bir olasilikla basarili olamayacaktir. Erkeklerde ereksiyonun gerçeklesmesini veya orgazma ulasilmasini, kadinlardaysa ayni sekilde dölyolunun nemlenmesini ve orgazma varilmasini önleyen bazi korkular oldukça basit ve yüzeyseldir. "Bu gece penisim sertlesecek mi?" gibi bir kaygi, birçok erkegin geçici olarak iktidarsiz kalmasina neden olmustur. Ancak, bu gibi cinsel korkular, insanin kendisi tarafindan tahlil edilebildigi için çogu zaman geçicidir. Buna karsilik, kaynaklari ve nedenleri kisinin kendisince bilinemeyen bazi daha derin korku ve kaygi duygulari için bir psikologa basvurulmasi gerekebilir.

Suçluluk Duygusu

Bazen de basarili ve doyurucu bir cinsel yasamin önüne dikilen engel, asiri bir utangaçliktir. Cinsel konularda rahat olmayan asiri sikilgan kisiler heyecanlarini kontrol altinda tuttuklari için gerçek doyuma da ulasamazlar. Eslerden ikisinin de büyük bir sikintiyla sabahi bekledikleri, basarisiz gerdek geceleri, cinselligin baski altinda tutuldugu bütün toplumlarda çok sik rastlanan bir durumdur. Çogu zaman bu cinsel islevsizligin kökeninde bu suçluluk duygusu yatar. Kadin ya da erkek, gerek hayali, gerekse gerçek bütün cinsel eylemlerinde derin bir suçluluk kompleksinin etkisi altindadirlar ve bu yüzden, orgazma ulassalar bile gerçek bir ruhsal ve bedensel bir doyumdan uzak kalmaktadirlar. Bunun nedenleri kisinin çocukluk deneylerinde aranmalidir. Bazi çocuklar, hiç bir bedensel temasin hosgörülmedigi bir atmosfer içinde yetistirilmistir. Anneler ya da babalar, kendi iç yasak ve kosullanmalarindan ötürü, çocuklarini yeteri kadar sevip oksamaktan kaçinmislardir; bu da çocukta fiziksel temasa karsi bir ürkeklik yaratmistir. Bu tür anne ve babalar, çogu zaman, çocugun cinsel organiyla oynamasina da izin vermemisler, onu mastürbasyon yaparken yakaladiklarinda hakaret etmisler, cezalandirmislardir. Bunun, çocukta cinsellikle "günah" düsüncesinin birlesmesine yol açmasi kaçinilmazdir.

Suçluluk duygusu bilinçli bir duygu da olabilir, bilinçsiz de. Insanlarin önemli bir bölümünde bilinçli bir günah düsüncesi degilse bile, bulanik ve kisinin, kendisinin farkinda olmadigi bir utanç duygusu cinsel yasami etkisi altinda tutar. Günümüzde bile çocuklara cinsel organ ve duygularinin birer suç unsuru oldugu düsüncesi yerlestirilmektedir. Bu bilinçli olarak ögretilmese bile, aileler ve yakin çevreler günlük davranislariyla bu duyguyu çocuga asilamaktadir. Cinsel bölgeler örtülmekte, cinsel konular suskunlukla geçistirilmektedir. Nitekim, sogukluk ve iktidarsizlik gibi sorunlarin, cinsel konularda rahat, bol cinsel çagrisimli konusmalardan çekinmeyen ve yemek yeme, oturma ve yatma eylemlerini tek bir oda içinde yürüten köy toplumlarindan çok, cinsel bakimdan kapali ve cinsel eylemin herkesin gözünden uzak ayri "yatak odalarinda" sürdürüldügü kent topluluklarinda daha sik görüldügü bilinmektedir. Bu tür toplumsal nedenlerin yanisira, cinsel organlarla diski organlari arasindaki yakinlik da cinsellik ile kirlilik arasinda güçlü bir bagin kurulmasina yardim etmektedir.

Hit: 4939
ACİL KAN DUYURULARI
  Aranan Kan: A RH +
pendik Marmara araştırma Hastanesi 'sinde Yatmakta olan hastamız için acil A RH + kana ihtiyaç vardır...
Telefon: 05071625991

Marmara araştırma hastanesinde yatan zuleyha bayram için arh (+) kana ihtiyac vardır ilgili olanların aramaları rica olunur irtibat telefon:05071625991

Tarih: 10/24/2014 1:46:55 AM
Yasemin güneş
  Aranan Kan: 0 RH -
aile hastanesi 'sinde Yatmakta olan hastamız için acil 0 RH - kana ihtiyaç vardır...
Telefon: 05327420524

babam için acil 0 rh negatif kan gerekli

Tarih: 10/20/2014 2:50:16 PM
ömer akdağ
  Aranan Kan: 0 RH -
aile hastanesi 'sinde Yatmakta olan hastamız için acil 0 RH - kana ihtiyaç vardır...
Telefon: 05327420525

istanbul bahçelievler aile hastanesinde yatmakta olan babam için 0 rh negatif kana ihtiyaç vardır. En geç yarın sabaha kadar lütfen ulaşın

Tarih: 10/20/2014 2:34:13 PM
nagihan alkan
  Aranan Kan: B RH +
Kaan Özen'sinde Yatmakta olan hastamız için acil B RH + kana ihtiyaç vardır...
Telefon: 05428490407

Vatan Caddesi Bemi alem Hastahanesinde Beyin ameliyatında olan 14 yaşındaki oğlumuz için acil kana ihtiyaç vardır.

Tarih: 10/17/2014 1:51:17 AM
Gülhan Özen
  Aranan Kan: AB RH -
gazi eğitim ve araştırma hastahanesi 'sinde Yatmakta olan hastamız için acil AB RH - kana ihtiyaç vardır...
Telefon: 05055452082

gazi hastahanesinde tedavi görmekte olan minik alimiz için acil kana ihtiyacımız vardır.yardımcı olursanız sevinirim.

Tarih: 10/12/2014 9:43:41 AM
melike taşdemir
EN SON EKLENEN LİNK
1
DOÇ. DR. ÖZGÜR ÇETIK

SİTE İÇİ ARAMA

Acil Kan Bankası