MAMA TUZAĞINA DİKKAT!

“Anne sütünün yerini, kar amacıyla hazırlanmış hiçbir besin tutamaz..”

Anne sütü, heyecanla bebeğinin doğmasını bekleyen annenin, yavrusuna vereceği en değerli armağandır ve bebeğin ilk aşısıdır. Günümüz teknolojisinin üstün imkanları ile üretilen bebek mamaları tüm çalışmalara rağmen anne sütünün yerini tutamamaktadır; çünkü anne sütü türe özgü bir salgıdır. Başka hiçbir salgı anne sütünün bebeğe sağladığı yararı sağlayamaz. Anne sütünün içeriği sabit değildir, zaman içinde bebeğin gereksinimine göre bileşimini değiştirir. Emzirmenin başındaki süt ile sonuna doğru gelen süt bileşimi de farklıdır. Emzirmenin sonuna doğru sütteki yağ oranı artar. Bu, bebeğin doyma hissi ile emmeyi bırakmasını sağlar. Bu nedenle anne sütü ile beslenen bebeklerde şişmanlık daha az görülür.

Anne sütü bebeği enfeksiyonlara karşı koruyan doğal bağışıklık faktörleri içerir. Bu nedenle anne sütü alan bebeklerde ishal, solunum ve idrar yolu enfeksiyonları, orta kulak iltihapları daha az görülür ve bu bebekler astım, egzama gibi allerjik hastalıklar, şeker hastalığı, kalp ve damar hastalıkları ve kabızlığa daha az maruz kalırlar. Anne sütü ile beslenen bebeklerin zeka gelişimi ve okul başarısının, almayanlara oranla daha fazla olduğu, yine bu çocukların daha sosyal ve daha kolay iletişim kurabilen çocuklar olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte emme işlemi çocuğun psikososyal gelişimine de katkıda bulunmakta, bebeğin duygusal gereksinimlerin karşılanmasına yardımcı olmaktadır. Anne sütü her zaman taze, temiz, uygun ısıda verilmeye hazırdır ve ekonomiktir.

Hazır mamaların süte benzer yapıdakilerine formül süt denilmektedir. Bunlar inek sütü modifiye edilerek üretilirler. İnek sütü bir şekilde anne sütüne benzetilmeye çalışılmaktadır. Eksik olan maddeler eklenmekte, fazla olanlar azaltılmaktadır. Bebekler için ideal besin maddesi anne sütü olduğu için bebekler kullanılan formül mamalara farklı şekillerde reaksiyon gösterebilirler, çünkü onlar “anne sütü” için programlanmışlardır. Fazla miktarda kusma, dışkının sayıca ve kıvamca değişmesi, sancılanma, huzursuzluk ve ağlama, deri döküntüleri, derinin renginin ve yüzeyinin pürüzsüzlüğünün değişmesi, kilo artışının uygun seyirde olmaması, bebek mamalarının görülebilen yan etkilerindendir.

Unicef desteğiyle Türkiye’de 1991 yılından bu yana Sağlık Bakanlığı tarafından “Anne Sütüyle Beslemenin Yaygınlaştırılması ve Bebek Dostu Hastane (BDH) Programı” sürdürülmektedir. Bu program, bebeklerin doğum sonrası en kısa zamanda anne sütüyle buluşmasını, özellikle ilk 6 ayda, mama ve diğer ek gıdaların bebeklere verilmemesini esas alarak hazırlanmıştır ve annelere yönelik emzirme eğitimleri programın belkemiğini oluşturmaktadır. Doğum servisi olan hastaneler gerekli koşulları yerine getirdiklerinde, “bebek dostu hastane” ünvanı almaktadırlar. Bu koşullar arasında, annelere emzirme eğitimi verilmesi, bebek mamalarının özendirilmemesi, mama reklamlarının hiçbir şekilde hastanelerde yer almaması, bebek maması firma temsilcilerinin hastanelerde tanıtım yapmaması sayılabilir. Bu program ile siyasal erk, anne sütünü ve emzirmeyi teşvik ettiğini kamuoyuna beyan etmiştir. Tüm bu çabalar sürerken, ulusal sağlık programlarını uygulayan ve denetleyen Sağlık Bakanı’nın, mama fabrikası açılışına katılarak, elinde mama ile poz vermesi şaşırtıcı ve kaygı vericidir.

Medyada çıkan bebek maması ilgili kimi haberler, firmaların masumiyetini de sorgulamaktadır. Alman mama üreticisi Humana, 2003 yılı Kasım ayında İsrail’de satılan ürünlerinde, reklamlarındakinin aksine yeterli B-1 vitamini bulunmadığını itiraf etmiştir. Açıklamada, üretim sürecindeki bir hata nedeniyle mamada olması gerekenin onda biri oranında B1 vitamini bulunduğu belirtilmiştir. B1 vitamini (tiamin); eksikliğinde, ağır ishallere ve ölümcül beyin hasarına yol açan bir vitamindir.

Bebek mamalarının pazarda yaygınlaştığı 1960 ve 1970’li yıllardan itibaren, bebeklerin anne sütüyle beslenme oranları dramatik bir şekilde düşüşe geçmiştir. UNFG (Birleşmiş Milletler Gıda Grubu) raporlarına göre, anne sütüyle beslenme oranı, Meksika’da % 100’den % 40’a, Şili’de % 90’dan % 5’e, Singapur’da %80’den % 5’e gerilemiş durumdadır.

Aslında mama firmaları da ürünlerinde, bebeklerin ilk 4-6 ay anne sütüyle beslenmesini öneren yazıları bulundurmaktadır. Ancak gizil amaçları, özellikle ilk 6 ay içersindeki maksimum sayıdaki bebeğin mama ile beslenmesidir. Anne sütü, bir “sıçrama tahtası” olarak kullanılmaktadır. Türkiye’de bir yıllık bebek maması tüketimi Haziran 2004 sonu itibarıyla bir önceki yıla göre yüzde 47’lik bir artış göstermiştir. Geçen yıl Haziran itibarıyla yaklaşık 41 milyon Euro olan bebek maması tüketim hacmi bir yılda 60 milyon Euro’ya ulaşmış bulunmaktadır. Firmalar, mamalarının, “anne sütünün olmadığı” veya “yetersiz” olduğu durumlarda kullanılması gerektiğini söylemekte. Oysa iddiaların aksine, anne sütünün yetersiz kalması gibi bir durumun doğal yaşamda bulunmadığı bilimsel araştırmalarla gösterilmiştir. “Anneler ancak zihinleri mamalar ve benzeri başka alternatiflerle karıştırılıp, emzirmelerinin yetersiz kalabileceği düşüncesi yaratıldığında bu alternatiflerin arayışına girmekte ve bunları önce anne sütüne ilave ederek, kısa zamanda da onun yerine geçirerek emzirmekten vazgeçmektedirler. Yine bilinmektedir ki, anneler emzirme alternatiflerine medya veya vitrinler yoluyla ne kadar yüz yüze gelirlerse, o kadar sık özgüven sarsıntısı ve alternatif arayışlar içine girmektedirler.”

Son veriler, doğumdan itibaren ilk 3 ay içinde sadece anne sütüyle beslenen bebek oranının % 10’lara, ilk 6 ayda beslenme oranının ise %1,3’lere gerilediğini bildirmektedir. Anne sütünü teşvik eden tv programlarına daha fazla yer verilmesi, mama reklamlarının yasaklanması ve medyada biberonla beslenen sağlıklı bebek görüntülerinin yer almasının engellenmesi, marketlerde mama satışına izin verilmemesi, “anne sütü yetersizliğine” yalnızca çocuk hekiminin karar vermesi ve bebek mamalarının sadece hekim reçetesi ile satılması, tüm bu verilerin düzeltilmesini sağlayacak başlıca koşullar olacaktır. Bu bağlamda doğum servislerinde görevli tüm personel ve özellikle çocuk hekimlerine önemli görevler düşmektedir.

Dr. Çağatay Acar*, Dr. Erdem Gönüllü*

(*) Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı