HANGİ BABALAR DAHA MUTLU

Günümüzde baba modelini iki şekilde anlatabiliriz: İş babaları, ev ve iş babaları. İş babaları daha çok iş odaklı, bebeğin bakımıyla ilgili konuları anneye bırakan baba modeli.

İş ve ev babaları ise değişim gösterebilen erkekler. Bu değişimin biyolojik yansımasını da görüyoruz. örneğin araştırmalar bebeğiyle uyuyan babalarda testesteron düzeyinin düştüğünü gösteriyor. Yani baba bebekle ilgilendikçe testosteron düzeyi azalıyor. Aslında çok mantıklı. Eğer testosteronun “avcılık” için gerekli olduğunu düşünürsek, testesterona ihtiyaç kalmıyor.
Avcı babalardan mağaranın sorunlarıyla da ilgilenmeye başlayan babalara doğru bir evrilme var. Daha önce erkeğin görevi; sadece dışarıya gitmek, orada para kazanmak, aileyi dış tehditlerden korumak gibi daha çok dışa dönüktü. Ama kadınların da dışarıya çıkması, çalışması ile erkek de eve dönmek, çocuğa bakmak, evin işlerine bakmak gibi sorumlulukları eşiyle paylaşmak durumunda kaldı. Babaların evde çocukların bakımı konusunda eşlerine yardımcı olmalarının altında pozitif olarak yönlendirilmeleri de etkili. Bunları yaptırtan çoğunlukla anne. Annenin babaya sorumluluk yükleyebilmesi, sorumluluk almaya hazır baba oranını da artırırdı ister istemez. Ama çocuğunu bırakma konusunda kimselere güvenemeyen anneler, eşlerini de yönlendiremiyor. Erkeğin görevi, yükümlülüğü bu değil. Ancak erkek yönlendirilebilir. Bunun için eğitim şart! Ama bu eğitim, eşler tarafından gerçekleştirilmeli. Eğitim ve ekonomik seviyeden çok yaşam tarzlarının değişimi erkekleri bu metamorfoza zorladı. Yeni yaşam tarzına uyum sağlamaları gerekiyor.
Her ne kadar modern babaların sayısı günümüzde artmış da olsa, bu erkekler için hiç de kolay bir süreç değil. İş ve ev babalarının en büyük sorunu iç güdülerini bastırmak. Erkeklerin ‘dışarı çıkmak ve avlanmak yerine mağaraya bakmak’ şeklinde özetlenebilecek olan değişim zorlu bir süreç. Bir kaplana ateşin üstünden atlamayı öğretmek gibi. İtiraz etmek, kükremek biyolojik bir refleks. öte yandan evde olmanın, çocuğa bakmanın keyfi de çok çekici geliyor. Bu keyfin tadını alanlar, bunu da kaybetmek istemiyorlar.
Erkekler bu süreci geçirirken zorlanıyor, bu zorlanmanın temelinde de başka erkeklerin tavırları, ne diyecekleri yatıyor. çünkü her erkeğin içinde mağaraya sahip çıkmak arzusu yatıyor. Mağarasına iyi sahip çıkan babaya diğer erkekler de aslında gıptayla bakıyor. Burada tek sorun “avlanmaya” gidecekleri zaman diğer erkekler yalnız kalmak istemiyorlar. Bu nedenle evde kalan babayı iğnelemeye başlıyorlar. Belki de bu durum, evden uzaklaşmanın verdiği suçluluğu bastırmak için diğerlerinin kendilerini rahatlatma biçimi. Hayatta bazen her şey istediğimiz gibi olmayabilir. Tüm gayretlere rağmen boşanmalar, ayrılıklar yaşanabilir. Bu durumda erkeklere önerimiz, eski düzenlerinin peşinde koşmamalarıdır. çünkü önlerinde yeni bir hayat var. Kendisine yeni bir hayat kuramayan erkekler zorlanır. Tek başına özgürlük mutluluk getirmez. özgürlüğün planlanmış bir hayat içinde yaşanan hali, insanı daha mutlu eder.