‘TÜRKİYE’NİN SAĞLIK DÜZEYİ BOZULUYOR’

23-25 Haziran tarihleri arasında, Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanlığı’nın ev sahipliğiyle gerçekleştirilen 8. Ulusal Halk Sağlığı Günleri’nin sonuç bildirgesi açıklandı.

8. Ulusal Halk Sağlığı Günleri’nin sonuç bildirgesinde, ülkemizin sağlık düzeyi göstergelerinin ekonomik olanaklarıyla açıklanamayacak ölçüde ve asla hak etmediği biçimde bozulmakta olduğu kaydedildi. Bildirgede ayrıca, bebek ölümleri oranlarının hala çok yüksek olduğu, anne ölümlerinin de yüzde 83’ünün önlenebilir nedenlerden kaynaklandığı, 10 milyon insanın da açlık sorunuyla karşı karşıya olduğu açıklandı.

Sivas’ta 23-25 Haziran tarihleri arasında, Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanlığı’nın ev sahipliğini yaptığı “8. Ulusal Halk Sağlığı Günleri”nin sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirgede, Türkiye’nin her yerinden yoğun katılım alan ve 3 gün üren toplantıda, “Sağlık İçin Sosyal Bilimler” temasının, önde gelen pek çok sosyal bilimcinin de katkısı ile ağırlıklı olarak işlendiği, çok sayıda panel, konferans, yuvarlak masa toplantısı düzenlenerek, bildirinin disiplinlerarası bilimsel anlayış ile özenle değerlendirildiği kaydedildi.

Ülkede pek çok bakımdan çok sıkıntılı dönem yaşandığı, on yıllardır sürdürülen hatalı ekonomi politikaları ile gelir dağılımının artık katlanılamaz derecede bozulduğu, Türkiye bu bakımdan dünyada en olumsuz birkaç ülke arasında yer aldığı ifade edilen bildirgede, “Yoksullaşma, adeta bilinçli biçimde yatay ve dikey planda kabul edilemez boyutlara tırmandırılmış, halkımızın yüzde 38’i günde 1,5 dolardan daha az bir gelir ile yaşamak zorunda bırakılmıştır” denildi.

ÖNLEMLER

Bildirgede, halk sağlığı açısından alınması gereken önlemler, şöyle sıralandı:

Ülkemizin sağlık düzeyi göstergeleri, ekonomik olanaklarıyla açıklanamayacak ölçüde ve asla hak etmediği biçimde bozulmaktadır.

Bebek ölümleri hala çok yüksektir, anne ölümlerinin yüzde 83’ü önlenebilir nedenlerdendir.

Açlık, 10 milyonu aşkın insanımızın en dramatik sorunu olarak ilk sıradadır. Çevre korunamamakta, cinsiyet ayrımcılığı dahil birçok alanda eşitsizlikler giderilememektedir.

Küreselleşme adıyla IMF, DB, Dünya Ticaret Örgütü gibi aracı kurumlar eliyle dayatılan sözde “Yeni Dünya Düzeni”, ülkede yarattığı ekonomik krizlerle sosyal bunalımları tetikleme noktasındadır.

Ülkenin ve ulusun yazgısıyla derinlemesine ve doğrudan ilgili söz konusu makro politikalar, demokrasi gereği katılımcılık ve uzlaşmacılık anlayışından uzak biçimde, yetkililerce açık dayatma ile yürürlüğe konmaktadır. Bu tutum son derece tehlikeli bulunmaktadır.

Sonuç olarak, halkımızın sağlıklı bir geleceğe kavuşabilmesi için öncelikle ulusal kaynakların verimli biçimde harekete geçirilmesi gerekmektedir.

Sağlık hizmetleri devletin anayasal görevi olup, bu alandaki özelleştirmeye son verilmelidir.

“Genel Sağlık Sigortası” ve “Aile Hekimliği” modelleri ülkemiz bünyesine uygun olmayıp, pahalıdır ve bu alanda da dış dayatmalara boyun eğilmemelidir. Aile hekimliği yerine halk sağlığında ülkemizin başarılı deneyimi olan toplum hekimliği uygulaması benimsenmelidir.

Sağlık insan gücü planlaması gözden geçirilmeli, yeni tıp fakültesi açılmamalı, alınan öğrenci sayılarında azaltmaya gidilmelidir. Hekim işsizliği kapıya dayanmıştır. Sözleşmeli istihdam, başta iş güvencesi olmak üzere ciddi sakıncalar yaratmaktadır, bundan vazgeçilmelidir.

Akılcı ilaç kullanımını, bu alandaki korkunç israfın hatta soygunun engellenmesinin yanı sıra, halkın sağlığının korunup geliştirilmesinde son derece etkili bir araç olarak görmekteyiz. Aşı ve ilaç üretimi stratejik önem taşıyan konulardır ve ulusal önceliklerimiz içinde olmalıdır.