TELEVİZYON DİZİLERİNDE HAKSIZLIĞIN İNTİKAMINI ŞİDDETLE ALAN KAHRAMANLAR DÖNEMİ

Yufka yürekli Münir Özkul’dan, olgun ve sevgi dolu Haydar Usta’dan bugüne kahramanlar çok değişti! Televizyon dizilerindeki ‘kahraman’lar artık, hakkını şiddetle aramayı ‘doğal hak’ olarak görüyor. Diğerlerine zarar verme konusunda vicdan azabı duymayan ‘baba’lar, ‘dayı’lar ve ‘esas oğlan’lar; yaşama bakışları ve problem çözme biçimlerine göre, antisosyal (psikopat) kişiliklere benziyorlar

Bazı dizi karakterleri, ‘sadece dizi karakterleri’ olmanın ötesine geçtiler! Gerçek hayatta dizi karakterlerinin toplumu ciddi anlamda etkilediğini vurgulayan Medical Park Fatih Hastanesi’nden Klinik Psikolog Sinem Demir’e göre; ‘bilge’, ‘delikanlı’, ‘kahraman’ olarak yorumlanan bazı dizi figürleri, problem çözme biçimlerine bakıldığında, antisosyal (psikopatça) yöntemleri kullanan figürler. Bu tür dizilerde, ‘hakkımı şiddete arayabilirim, intikam almak doğrudur’ gibi yaklaşımlar, ‘doğal hak’ olarak sunulabiliyor. Edebi laflar etmeleri, haksızlıklara karşı olmaları, etkileyici imajlarla (etkileyici fiziksel görünümleri, sınırsız maddi olanakları vb.) süslenmeleri, bu figürlerin hak arama yöntemlerinin yıkıcılığının ‘görmezden gelinmesine’ yol açıyor. Psikolog Sinem Demir, ‘şiddet ile hak arayan’ dizi karakterlerini değerlendirdi:

FELSEFİ ‘BABA-DAYI’LARA DİKKAT!

“BABA”-“DAYI”LAR: Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki; ‘şiddet eğilimini bir imaja dönüştürmüş’ kişiler (düzgün kıyafetler, sert yüz hatları, zenginlik vurgusu…) daha fazla saygı görüyorlar. Bu tür dizilerde de, esas ‘kahraman’ın ‘öğretici/lider’ olarak kabul ettiği, izleyiciler tarafından ‘bilge’ olarak adlandırılabilen ve abartılı düzeyde saygı gören bir ‘baba’/‘dayı’ oluyor. Bu karakterlerin, ‘sevgiyi veya nefreti seç’ gibi uçlarda ve yıkıcılık içeren felsefeleri var, ‘diğerlerine zarar verme’ konusunda vicdan azabı yaşamıyorlar, yani yaşama bakışları ve problem çözme biçimlerine göre, antisosyal (psikopat) kişiliklere benziyorlar. Gerçek hayattaki antisosyal kişilikler de zekâlarının bazı yönleri çok gelişmiş, sevimli insanlar olabilirler, onların da değişmeyi isteme hakları vardır. Ancak sorunlu olan durum, bu tarz dizilerdeki ‘baba/dayı’ların ‘olumlu’ yönleri o kadar etkileyici bir şekilde sunuluyor ki, yanlış felsefeleri ve yöntemleri göz ardı ediliyor: felsefi/edebi laflar ediyorlar, dizinin ‘esas kahraman’ına ‘hak/adalet mücadelesinde yol gösteren güçlü önderler’ olarak kabul ediliyorlar. Böylece, bazı ‘doğrular’ ile mutlak ‘yanlışlar’ birbirine karışıyor.

HAKSIZLIĞIN İNTİKAMI HAKSIZLIK YAPMAK!

Dizilerde olduğu gibi, gerçek hayatta da, şiddetle otoritesini/gücünü devam ettirmek için ‘baba/dayı’ rolünü kullanan ‘liderler’ var. Bu tip liderlerin temel dertlerinin birilerinin uğradığı haksızlıklara ‘adil/insani çözümler bulmak’ olmadığını şu şekilde anlarsınız: 1. Bir haksızlığa karşı çıkarken, başka haksızlıklar yaratırlar ve bu konuda vicdan azabı yaşamazlar, ‘haklı’ olduklarına emindirler. 2. Varlıklarını, ‘şiddete dayalı otorite’ ile sürdürmek ve ‘lider’ olarak saygı görmek için her zaman yeni ‘nefret/intikam’ sebeplerine ihtiyaç duyarlar. 3. ‘Boşlukta/aidiyet duygusu zedelenmiş’ gençlere önce ‘benim çocuklarımsınız, bir yere aitsiniz’ hissi verirler. Sonra onları ‘onur, adalet’ vaatleriyle, körü körüne itaat eden bedenlere dönüştürerek, ‘intikam’ (aslında, kendi iktidarları) için kullanırlar.

ESAS KAHRAMAN:“HAKSIZLIĞIN İNTİKAMINI ALIRKEN, YIKICILIK HAKKIM SINIRSIZ”

Bu tür film ve dizilerdeki esas kahramanın temel özelliği, ‘iyi niyetinin kurbanı’ olması ve hakkını, şiddet içeren/yıkıcı yöntemler ile aramasıdır. Kendisine ve kendisinden olarak kabul ettiklerine haksızlık yapan kişilerden intikam almak ister ve bu intikamı, ‘planlı şiddet eylemleri’ ile almaya çalışır. Bu tarz kahramanlar, sadece haksızlığa uğrayan taraftırlar, kendi yarattıkları haksızlık ise, başkalarının hatasının bir sonucudur veya kışkırtıldıkları için hata yapmışlardır; yani sonuçta onlar her zaman masumdur. Bu yaklaşımın gerçek hayattaki karşılığı, olgunlaşmamış (immatür) bir kişilik örüntüsüdür. Kişi veya grupların, kendi oluşturdukları ‘hukuk sistemleri’ içinde ‘öldürmeye/yaralamaya’ dayalı infazlar gerçekleştirmesi, antisosyal (psikopatça) bir durumdur. Bir haksızlığı ifşa etmek ve hakkını aramak saygı uyandırır. Ancak, ‘hak aramak/adaleti sağlamak için şiddet normaldir’ diyen kişi ve gruplar, her zaman kendisine yeni ‘adaletsizlik/haksızlık’ mecraları ararlar. Çünkü şiddetin doğası, ‘tamam, adaleti sağladım, burada durayım’ demez, vicdanı tek-yönlü hale getirir (sadece ‘benden’ olanların uğradığı haksızlığa üzülebilirim) ve ‘daha fazla intikam sebebi istiyorum!’ der.

ESAS KADIN: “KANDIRILMANIN BEDELİNİ ÖDEMEYE MAHKUMUM”

Şiddet ile iktidarını sağlayan erkek dizi karakterlerinin ‘aşk’ konularındaki halleri birbirine benziyor: kişisel veya toplumsal davaları sebebi ile yalnızdırlar. Sevdikleri tek kadın, ulaşılmaz olandır. Aslında bu ulaşılmazlık halinin temelinde, kahramanın kendi ulaşılmazlığı (narsizmi) yatıyor gibi gözükmektedir. Esas kadın, yani kahramanın seçtiği kadın, genellikle başkaları tarafından ‘çeldirilmiş (kandırılmış) ama esasında masum’ karakterdir. Bu kadınlar, erkek kahramanın şu sorgulamalarına maruz kalırlar: ‘iffetsiz mi, değil mi’, ‘benden uzakta/bir başkasıyla olsa bile bana ait mi, değil mi’… Esas kadın, dizi/film boyunca ‘çeldirilmenin’ bedelini öder. Bu tür filmlerin çoğunda, ‘aşk’ duygusunun merkezinde erkek kahramanın beklentileri, hayal kırıklıkları, tutkusu vardır; esas kadın, ‘kahraman’ kendisini sevdiği sürece ‘esas’tır. Filmlerdeki esas-kadının ölmesi, genellikle iki sonuca hizmet eder: 1. Erkek kahraman, duygusal olarak ebediyen ulaşılmaz bir hale gelir (“yaşıyorken ondan uzaktım ama bir tek onu seviyordum, o da öldü”). 2. Kadının şüpheli iffet hali, ancak bu şekilde tamamen temizlenir. Olgunlaşmamış sevgi halinde, kadının da erkeğin de sevgi/aşk yaşamasına izin yoktur; ‘suçlama-cezalandırma-uzaklaşma ve genellikle bağımlılığın hiç bitmediği anne’ye geri dönme’ olasılığı fazladır.

Hem erkeğin hem kadının olgunlaşmamış sevme halleri, duygusal eğitimle veya yaşam tecrübesiyle değişebilir, olgunlaşabilir.

NEREDESİN MÜNİR ÖZKUL, SADRİ ALIŞIK?

OLUMLU FİLM/DİZİ FİGÜRLERİ: Elveda Rumeli/Sütçü Ramiz, Selvi Boylum Al Yazmalım/Cemşit (Ahmet Mekin) ve Asya (Türkan Şoray), Ah Güzel İstanbul/Haşmet (Sadri Alışık), Bir Bulut Olsam/Doktor Serdar ve Narin, Kapalıçarşı/Mahmut, Şehnaz Tango/Şehnaz (Perran Kutman), İkinci Bahar/Haydar (Şener Şen), Beyaz Gelincik/Mustafa, Aile Şerefi/Rıza (Münir Özkul)… Olgunlaşmış bir düzeyde seven, seçim yapabilen, karşısındakinin hatalarını ‘kısasa kısas’ yöntemi ile çözmeyi tercih etmeyen, şiddeti hayat tarzı olarak benimsemeyen, sevdiklerini otorite/dayatma ile değil şefkat ile kollayan karakterler…