Acil Kan Bankası
 SAĞLIK EĞİTİMİ

Sağlık Platformu'nu Twitter'da takip et

SAĞLIK platformu >> Sağlık Haberleri


SAGLIKLI BIR HAYAT IÇIN CINSEL HASTALIKLARDAN KORUNUN

Tüm dünyada en önemli saglik sorunlarindan biri olan cinsel hastaliklar, yasli, genç demeden herkes için risk tasimaktadir. Daha çok cinsel yolla bulasan bu hastaliklar, kendi baslarina ciddi hastaliklar olmakla birlikte HIV (AIDS) enfeksiyon riskini de artirmaktadir.

Bel soguklugu, klamidya, frengi, genital herpes, kandida, trikomonas ve human papilloma virus gibi hastaliklardan korunmak için bu hastaliklar hakkinda bilgi sahibi olmak ve bilinçli bir cinsel hayat yasamak çok önemlidir.

GONORE (BEL SOGUKLUGU)

Cinsel yolla en sik bulasan hastaliklardan Gonore, Neisseria Gonorrhoeae (Gonokok) adi verilen bakterinin yol açtigi bir enfeksiyondur.

Kadinlarda en çok rahim agzina yerlesmektedir. Yapisi nedeni ile vajina dokusunda gonore bakterisi yerlesemez. Gonore bakterisi, rahim agzi (serviks) disinda sirasiyla ürethtra ve vajinanin hemen girisinde her iki yanda yer alan bartholin bezlerini tutmaktadir. Kadinlarin %80'inden fazlasinda bulgu ve belirti olmamaktadir. Bu kuluçka döneminin degisken olabileceginin belirtisidir.

A.B.D.'de her 30 saniyede bir kadinin bel sogukluguna yakalandigi ileri sürülmektedir. Bu hastaliga yakalanan kisiler 3-5 gün süren kuluçka dönemi süresince ileri derecede bulastirici olmaktadirlar. Gonoreli bir erkek ile iliski kuran her kadin hastaliga yakalanmaz. Sadece %60-90 kadinda enfeksiyon gelismektedir. Hastaligin kadindan erkege bulasmasi ise daha zordur. Gonoreli bir kadinla iliskide bulunan erkeklerin %20-40'i hastaliga yakalanmaktadir.

Belirtileri

Bel soguklugunun en sik yarattigi yakinma vajinal akintidir. Bu akinti sari-yesil renkli ve kötü kokulu olmakla birlikte sümügümsü bir yapiya sahiptir. Beraberinde nadiren kasinti olabilmekte ve bu tabloya idrar yaparken yanma da eslik edebilmektedir. Akintidan sonra en sik görülen yakinma ise kasik agrisidir.

Hastaligin seyri sirasinda ögleden sonra ve aksam saatlerinde ates görülebilmektedir. Bartholin bezi tutulmus ise vajina girisinde oldukça agrili bir sislik yani bartholin absesi olabilir.

Mikroorganizma kan dolasimina geçerse eklemlerde de enfeksiyona neden olabilmektedir. Hastalik sirasinda eklem agrilari ve sislikleri görülebilmekte, tek bir eklemde belirtiler olmamakta ve agrilar gezici tipte olmaktadir. Bir eklem düzeldikten sonra belirtiler bir diger eklemde baslamaktadir. Buna gezici eklem agrilari adi verilmektedir. Dogum esnasinda anneden bebege geçerek yeni doganin gözlerinde göz iltihabina yol açabilen gonokok’a bagli nadiren bogaz enfeksiyonlari da gelisebilmektedir.

Gonorenin en önemli komplikasyonu, pelvik iltihabi hastaliktir. Bu hastalik, enfeksiyonun tüplere ve yumurtaliklara kadar ilerlemesi sonucu olusmakta ve kisirlik dahil pek çok komplikasyon yaratmaktadir.

Tani

Servikal ve vajinal akintinin incelenmesi ile konmaktadir. Vajen kültürü alinmasinin en faydali oldugu durum gonore’dir. Kültürde gonokoklarin üretilmesi tani için yeterli olmaktadir. Klinik olarak tani konmus olsa bile bunun kültür ile dogrulanmasi gerekmektedir.

Tedavi

Tedaviye son derece duyarli bir hastalik olan bel soguklugunda genelde antibiyotik tedavisi ile iyilesme saglanmaktadir. Antibiyotik kullanimindan bir hafta sonra kültürler tekrarlanarak enfeksiyonun geçtigi teyid edilmelidir.

KLAMIDYA

Klamidya enfeksiyonu “Chlamydia Trachomatis” adi verilen bir bakterinin sorumlu oldugu bir hastaliktir. Özellikle gelismis ülkelerde cinsel yolla bulasabilen hastaliklarin en sik görülenidir.

A.B.D.'de her yil 4 milyon yeni klamidya vakasi görülmekte ve maalesef bu hastaliga yakalanan kadinlarin %40'indan fazlasi hasta oldugunun farkinda olmamaktadir. Çogu zaman enfeksiyon herhangi bir belirti vermemekte ve baska nedenlerden dolayi doktor kontrolüne gidene kadar fark edilmemektedir. Problemin erken dönemde fark edilebilmesi için yilda ya da tercihen 6 ayda bir doktor kontrolü ve tarama testlerinin yapilmasi gerekmektedir. Bu özellikle genç kadinlarda ve birden fazla partneri olan 35 yas üstü kadinlarda önemlidir.

Belirtileri

Genelde belirti vermemesine ragmen bazi kadinlarda hafif sarimsi akinti, idrar yaparken yanma, sik idrara çikma, vajinal bölgede yanma ve kasinma, kizariklik, sislik, dis genital organlarda yaralar, iliski esnasinda agri ve anormal kanama gibi klamidya enfeksiyonuna özgü olmayan nonspesifik tabir edilen belirtiler olmaktadir. Erkeklerde ise en sik bulgu penisten olan akinti ve idrar yaparken olan yanmadir.

Tani

Tani, hastanin öyküsü ve muayene esnasinda alinan servikal doku örneginin laboratuvarda incelenmesi sonucu konmaktadir. Bu masrafli bir teknik olmasina ve her yerde yapilamamasina ragmen en etkili teshis yöntemidir.

Klamidya enfeksiyonunu saptayacak ve tarama testi olarak kullanilabilecek idrar analiz teknikleri gelistirmek amaci ile çalismalar sürdürülmektedir. Klamidya saptandiginda kisinin son 1 hafta içinde iliskide bulundugu bireyler de taranmalidir. Klamidya enfeksiyonu tedavi edilmedigi takdirde infertilite gibi ciddi bir sonuç ortaya çikmaktadir.

Pek çok kadinda pelvik iltihabi hastaligin nedeni klamidyadir ve vücuda girdikten uzun yillar sonra bu tablonun olusmasina neden olmaktadir. Klamidya enfeksiyonu karin boslugu içerisinde yapisikliklara neden olmakta ve uzun dönemde çocuk sahibi olmada güçlükler meydana getirmektedir. Enfeksiyon varligindan habersiz olan gebe kadinlari bekleyen en büyük tehlike ise erken dogum riski ve daha da önemlisi dogum esnasinda mikroorganizmayi bebege bulastirmaktir. Klamidya bebeklerde göz iltihaplarini meydana getirmekte hatta bu körlükle dahi sonuçlanabilmektedir. Ayrica yeni doganlardaki diger bir tehlike de klamidya zaatürresidir. Bu nedenle gebe olan her kadinda klamidya taramasi ideal olarak yapilmalidir.

Önlem

Klamidya enfeksiyonundan korunmanin en etkili yolu cinsel yolla bulasan bütün hastaliklarda oldugu gibi (uzun süreli tek esli bir iliski yok ise) kondom kullanmaktir. Bunun disinda vajina içini su ile yikamamak, sentetik iç çamasir yerine pamuklu olanlari tercih etmek, çok dar pantolon giymemek gibi basit kurallara dikkat etmek tüm vajinal enfeksiyonlardan korunmada oldugu gibi klamidyadan da korunmada etkili olmaktadir. Yilda en az bir kez herhangi bir yakinma olmasa bile kontrole gitmek saglik açisindan önem teskil etmektedir.

Tedavi

Klamidyanin tedavisi antibiyotikler ile yapilmaktadir. Yapilan arastirmalar sonucu Amerikan Hastalik Kontrol ve Önleme Dairesi klamidya enfeksiyonlari için standart protokoller önermistir. Bu tedaviler ile klamidya herhangi bir zarar yaratmadan tedavi edilebilmektedir.

Klamidya ile gonore (bel soguklugu) genelde bir arada bulundugundan, bu hastaliklardan biri teshis edildiginde digerine yönelik tetkik ve tedaviler de mutlaka yapilmalidir.

GENITAL HERPES (UÇUK)

Daha çok uçuk olarak bilinen lezyon, Herpes Simpleks Virus (HSV) adi verilen virüsün yol açtigi bir enfeksiyondur.

HSV'nin 2 tipi vardir: HSV1 ve HSV2. HSV1 genelde dudak etrafindaki uçuk seklinde lezyonlara neden olurken, HSV2 ise genital organlarda enfeksiyon yaratmaktadir.

Virus ilk defa enfeksiyon yarattiktan sonra sinir dügümlerinde sessiz olarak yillarca bekleyebilmekte, uygun ortam ve zamanda yeniden enfeksiyona neden olabilmektedir. Bu nedenle HSV enfeksiyonlari sinsi enfeksiyonlardir.

A.B.D.'de 45 milyon kisi bu hastaliga yakalanmistir. Her yil 500.000 yeni vaka ortaya çikmaktadir. Bu tablonun dramatik olan yani, hastalarin %80'inin herhangi bir yakinma ortaya çikmadigi ya da belirtileri yanlis yorumladiklari için hasta olduklarinin farkinda olmamalaridir.

Belirtileri

Herpes bulgulari kisiden kisiye degismektedir. Ilk atakta genelde virüs ile temastan sonra 2 gün ile 3 hafta arasi bir sürelik kuluçka devresini takiben yanma, kasinti, bacaklarda agri, kalça ve genital bölgede agri, vajinal akinti, karin boslugunda dolgunluk hissi görülmektedir. Ilk bulgulardan birkaç gün sonra enfeksiyon alaninda ortaya çikan uçuk tarzi yaralar vajinada ve rahim agzinda da ortaya çikmaktadir. 3-4 gün içinde bu yaralar iz birakmadan kaybolabilmektedir. Bu asamadan sonra virüs omurilik düzeyinde sinir köklerine giderek yerlesmekte, burada inaktive halde beklemeye baslamakta ve pek çok kiside de periyodik olarak re-enfeksiyona neden olmaktadir. Bu re-enfeksiyonlar esnasinda virusler sinirler boyunca ilerleyerek genelde ilk enfeksiyonun yarattigi alanlarin yakininda yeni lezyonlari yapmaktadir. Her enfeksiyon atagi esnasinda gözle görülebilen lezyonlarin bulunmasi sart degildir. Çogu zaman fark edilmeyen ataklar olmaktadir. Bu dönemlerde vajinal salgilar ile virüs yayilimi oldugundan kadin cinsel partnerine hastaligi bulastirabilmektedir.

Tani

Gözle görülebilen lezyonlarin varliginda taniyi koymak kolaydir. Ancak bunun HSV oldugunu göstermek için bazi laboratuvar tetkikleri gerekebilmektedir. Bunun en iyi yolu aktif enfeksiyon sirasinda lezyonlardan alinacak materyalde viral kültür yapmaktir. Ancak bu oldukça masrafli bir tekniktir. Materyalde virus üretilememesi hastalik olmadigi anlamina da gelmez. Kesin taninin çok zor olmasi nedeni ile pek çok vaka hatali olarak teshis ve tedavi edilmektedir. Kanda yapilan immünolojik testler ile de HSV varligi saptanabilmektedir.

Ancak bu testler aktif enfeksiyonu göstermez. Sadece kisinin hayatinin herhangi bir döneminde enfeksiyon geçirip geçirmedigini ve bagisiklik sisteminin virüse karsi antikor gelistirip gelistirmedigini belirlemektedir. Antikorlar bulunsa bile bunlar kisiyi yeni enfeksiyonlardan korumaz. Kan testi ayrica oral ve genital enfeksiyonlarin ayrimini da saglayamaz. Son zamanlarda HSV1 ve HSV2'yi ayirt edebilen kan testleri gelistirilmis olmakla beraber bunlarin yaygin kullanimi henüz daha mevcut degildir.

Tedavi

Günümüzde herpes tedavisi için degisik ilaçlar mevcuttur ancak bu ilaçlar kesin tedavi saglayamamaktadir. Viral bir enfeksiyon oldugu için antibiyotikler etkisiz olmaktadir. Ilaçlar sadece ilk atagin siddetini azaltmakta, süresini kisaltmakta, daha sonraki ataklarin ise sikligini düsürmektedir. HSV enfeksiyonu geçiren kisiler birkaç basit kurala uyarak enfeksiyonun süresini ve bulasiciligini azaltabilirler. Bu önlemlerden en basit fakat en önemli olani, enfekte alani temiz ve kuru tutmaktir. Uçuk olan bölgeye dokunmamak ya da dokunduktan sonra hemen elleri yikamak son derece önemlidir. Lezyonlar tamamen iyilesene kadar cinsel iliskiden kaçinmak da önemli bir konu teskil etmektedir.

Tekrarlayan enfeksiyonlar travma, soguk alginligi, adet görme ya da stres gibi vücut direncini düsüren durumlarda ortaya çikmaktadir.

Riskler

Genital herpes enfeksiyonu bazi riskleri de beraberinde getirmektedir. Ancak uzun dönem hayat kalitesini etkileyebilecek etkileri yoktur. Gebelik gibi genel vücut direncinin azaldigi durumda olan kisiler aktif enfeksiyon açisindan dikkatli takip edilmelidir. Eger herpesin ilk atagi gebelik esnasinda ortaya çikarsa bu durumda virüs bebege geçebilmekte ve bu tür gebeliklerde erken dogum riski her zaman bulunmaktadir. Neonatal herpes ile dogan (anne karninda iken virüs ile temas eden ve enfekte olan) bebeklerin %50'sinde nörolojik hasarlar ve ölüm meydana gelmektedir. Bebeklerde beyin iltihabi, göz problemleri, ciddi boyutta döküntüler ortaya çikmakta ancak bu bebeklerin büyük bir kismi antiviral ilaç tedavilerinden yarar görebilmektedir. Bebeklerdeki bu risk büyük ölçüde annenin geçirdigi atagin ilk ya da tekrarlayan atak olmasina baglidir. Aktif enfeksiyon varligini arastirmak amaciyla yapilan viral kültürlerin sonucu uzun bir süre aldigi için, genital herpesden süphelenilen vakalarda dogum sekli olarak sezaryen tercih edilmelidir. Eger aktif enfeksiyon yoksa sezaryen sart degildir.

SFILIZ (FRENGI)

1500'lü yillardan 1900'lü yillarin basina kadar bati dünyasini kasip kavuran ve dolasim sistemi ile sinir siteminde kalici harabiyetlere sebep olan frengi, 2. Dünya savasindan sonra kesfedilen güçlü antibiyotikler sayesinde büyük ölçüde önemini yitirmisken, AIDS hastaliginin yayginlasmasi ve frengi ile HIV enfeksiyonu arasinda yakin iliski olmasi nedeni ile yeniden ilgi odagi haline gelmistir.

Özellikle Kuzey Amerika’da görülme sikligi giderek artmakta olan hastalik “Troponema Pallidum” adi verilen bir bakteri tarafindan olusmaktadir. Yapilan arastirmalara ragmen hala bu mikroorganizmayi üretebilecek bir kültür ortami bulunamamistir.

Görülme sikligi konusunda çok degisken raporlar olmakla birlikte, sosyoekonomik düzeyi düsük topluluklarda daha sik görülmektedir. A.B.D.'de 100.000'de, 16.8 ile 100 arasinda görüldügü bildirilmektedir. Vakalarin büyük çogunlugunu 15-30 yas arasi birden fazla partneri olan kisiler olusturmaktadir.

AIDS ile ayni yollardan bulasan hastalik, en sik heteroseksüel ya da homoseksüel cinsel iliski ile bulasmaktadir. Bir diger bulasma yolu ise enfekte kan ve kan ürünleri ile temastir. Birden fazla kisinin kullandigi igneler, uyusturucu bagimlilarinda hastaligin kolayca yayilmasina neden olmaktadir. Plasentadan kolaylikla geçtigi için hasta bir gebe mikrobu karnindaki bebege bulastirabilmektedir.

Klinik

Hastalik evreler halinde ilerler ve her evrede degisik bulgular vermektedir.

Primer sifiliz: Hastalik etkeni ile temastan sonra genital bölgede agrisiz bir ülser belirlemektedir. Bu lezyona sankr adi verilir. Yine kasik bölgesindeki lenf dügümlerinde büyüme olur ancak bu lezyonlarda da agri görülmez. Ciddi sikâyet yaratmadigi için hastalarin çogu bu belirtileri önemsememektedir. Lezyonlar tedavi edilmedigi takdirde 6-8 haftada kendiliginden gerileyerek kaybolmaktadir.

Sekonder sifiliz: Ilk lezyonun görülmesinden 6 hafta (6 ay da olabilir) sonra mikroorganizmalarin kan yolu ile yayilmasi sonucu eklemlerde enfeksiyon baslamaktadir. Ciltte döküntüler olmakta ve bu döküntüler 4-12 hafta içinde kaybolmaktadir. %1 civarinda vakada karaciger iltihabi, böbrek hastaliklari, menenjit görülebilmekle birlikte hastalarda ates ve bogaz agrisi olabilmektedir. Genital bölge civarinda nemli, düz condyloma lata adi verilen ve yüksek bulastiriciliga sahip lezyonlar ortaya çikmakta, kismi saç dökülmesi nadiren görülebilmekte, agiz, bogaz ve vajinada ülserler ortaya çikabilmektedir.

Latent (sessiz) sifiliz: Tedavi edilmedigi takdirde sekonder sifilizin belirtileri de kendiliginden kaybolmakta ve sessiz enfeksiyon halini almaktadir. Bu durumda hastalik sadece yapilan kan testlerinde saptanabilmekte ve bu süre zarfinda mikroorganizmalar yavas yavas çogalmaya devam etmektedir. Latent enfeksiyonun ilk yili içinde hastalarin %25'inde belirtiler zaman zaman alevlenebilir. Zaman geçtikçe kisinin hastaligi bulastiriciligi giderek azalmaktadir.

Tersiyer sifiliz: Ilk enfeksiyondan yaklasik 10 yil sonra ortaya çikmaktadir. Hiçbir dönemde tedavi edilmeyen vakalarin %35'inde tersiyer sifiliz ortaya çikmaktadir. Bu 10 yillik süre AIDS varliginda daha kisa olabilir. Tersiyer bulgular 3 kategoride saptanmaktadir:

Kardiyovasküler lezyonlar %10 vakada görülür. Aort'ta balonlasma, kalp kapakçiklarinda yetmezlik vb. gibi bulgular olmaktadir.

Nörolojik lezyonlar, göz, beyin zarlari gibi sinir sistemi organlarinda hasarlara neden olmaktadir.

Diger sistemik lezyonlar, disler, disetleri, kas iskelet sistemi ve iç organlarda görülmektedir.

Tani

Sifiliz etkeni olan mikroorganizma, kültürlerde üretilemedigi için tanida en yararli yöntem kan testidir. Kanda yapilan serolojik testleri ile antijen ve antikorlar aranmaktadir. Taze lezyonlardan alinan örnekler, özel floresanli mikroskoplar altinda incelenmesi ile T.Pallidum görülebilmektedir. Beyin-omurilik sivisindan örnek alinarak serolojik testler yapilabilmektedir.

Tedavi

Hangi evrede olursa olsun sifilizin tedavisinde antibiyotikler kullanilmakta ve takipte antijen titreleri ölçülmektedir.

KANDIDA (MANTAR)

Vajinal mantar enfeksiyonlari ilk kez 1849 yilinda gebe bir kadinda tanimlanmistir. Eriskin kadinlarin yaklasik %75'i yasamlarinin herhangi bir döneminde en az bir kez mantar enfeksiyonu geçirmektedirler.

Çogu kez gebelik, antibiyotik kullanimi gibi nedenlerle ortaya çikan bu durum tedaviye kolay cevap vermektedir. Hem cinsel hem de psikolojik sorunlar olusturan vajinal mantar enfeksiyonlarina yol açan mikroorganizmalardan en sik görüleni “Candida Albikans” adi verilen bir maya hücresidir. Vakalarin % 67-95'inde bu mantar hücresi sorumlu bulundugundan, vajinal mantar enfeksiyonlari genelde vajinal kandidiyazis seklinde tanimlanmaktadir.

“Candida Albikans”in vajinada normalde bulunan bir organizma mi yoksa belirti vermeyen kadinlarda saptandiginda mutlaka tedavi edilmesi gereken bir mikrop mu oldugu

günümüzde dahi açikliga kavusturulamamistir. Erkek menisinde üretilemedigi için cinsel yolla bulasan bir hastalik olarak kabul edilemez. Ancak yapilan arastirmalarda eslerin benzer tipte mantar hücresi tasidiklari saptandigi için, pek çok hekim tedavide es tedavisi de uygulamayi uygun görmektedir.

Nasil bulasir?

Vajinal mantar enfeksiyonunda üreyen mikroorganizmalar genellikle baskasindan bulasmaz. Kisinin kendi vajinasinda bulunan maya hücreleri çesitli nedenler ile aktif hale gelip enfeksiyon yaratmaktadirlar. Dolayisiyla havuz vb. yerlerden bulasmasi söz konusu olmadigi için çok nadiren cinsel iliski ile bulasabilmektedir. Ancak bir kadinda mantar enfeksiyonun olmasi cinsel iliski ile bulastigi anlamina gelmez. Hayatinda hiç cinsel iliskide bulunmamis bakire kizlarda hatta küçük çocuklarda bile mantar enfeksiyonu olabilmektedir.

Risk faktörleri

Vajinada belirti vermeden bulunan kandidalar çesitli faktörlerin etkisi ile aktif hale geçmekte ve klasik belirtiler ortaya çikmaktadir. Ancak vakalarin %50'sinde bu tür bir faktör olmadan hastaligin ortaya çiktigi da gözlenmistir. Vajinal mantar enfeksiyonlarini tetikleyen faktörler sunlardir:

Antibiyotikler: Genis spekrtumlu olarak tabir edilen güçlü antibiyotikler vajinanin normal pH dengesini bozarak mantar enfeksiyonu için uygun ortam hazirlamaktadirlar. Vajinitte en sik etkili olan antibiyotikler tetrasiklin ve penisilin grubu ilaçlardir.

Gebelik: Özellikle gebeligin son 3 ayinda hücresel bagisikligin azalmasi ile kandida gelisimi kolaylasmaktadir. Gebelikte vajinada glikojen adi verilen maddenin artisi da bu olayi hizlandirmaktadir. Vajinada glikojenin artmasina ise kanda östrojen ve progesteron miktarinin yükselmesi neden olmaktadir.

Seker Hastaligi: Kanda seker düzeylerinin dengesiz seyrettigi kontrolsüz diabette, idrar ve vajinal salgilarda seker düzeyleri artar, bu da mantar için uygun bir ortam hazirlamaktadir.

Immunosupresyon: Bagisiklik sisteminin baskilanmasi demektir. Ilaçlar ya da sistemik hastaliklar sonucu hücresel bagisiklik sisteminin baskilanmasi kandidiazisi hizlandirmaktadir.

Dogum Kontrol haplari: Eski tipte yüksek doz oral kontraseptiflerin vajinal kandidiazis için uygun zemin hazirladigi ileri sürülse de günümüzdeki düsük doz ilaçlar ile bu görüs geçerliligini yitirmistir.

Rahim içi araç (spiral): Etkisi tam olarak bilinmemektedir. Ancak kandidiazis için risk faktörü oldugu ileri sürülmektedir.

Hormon kullanimi: Östrojen ve progesteron içeren ilaçlarin alimi kandidiazisin görülme oranini arttirmaktadir.

Naylon giysiler: Özellikle kilolu kadinlarda giyilen naylon giysiler ve çamasirlar bölgede sicaklik ve nem artisina neden olmaktadir. Bu durum mantar hücreleri için altin degerinde bir firsattir. Gelisen enfeksiyon tekrarlama ve kroniklesme egilimindedir.

Lokal allerjenler: Renkli tuvalet kagitlari, parfümler, yüzme havuzundaki ilaçlar, tampon ve pedler alerjiye neden olabilmektedirler. Alerjik zemin üzerinde ise daha sonra mantar enfeksiyonu gelisebilmektedir.

Metabolik hastaliklar: Tiroid hormonu bozuklugu gibi hastaliklar kandidiazis için uygun zemin hazirlamaktadir.

Sismanlik

Kronik servisit

Radyasyon

Belirtileri

Vajinal mantar enfeksiyonunun en önemli ve en sik görülen belirtisi kasintidir. Bu kasinti geceleri siddetlenerek, sicak etkisi ile artmaktadir. Hastalarin çogunda dis genital organlarda yanma vardir. Özellikle idrar yaparken, idrarin degdigi bölgelerde siddetli yanma hissi olmaktadir. Bazi hastalarda cinsel iliski esnasinda agri olabilmektedir.

Vajinal kandidiaziste akinti her zaman olmaz. Eger akinti mevcut ise beyaz renkli, içerisinde süt, peynir kesigi seklinde tanimlanan ya da kireç benzeri olarak nitelendirilen parçaciklar bulunmaktadir. Akintida kötü koku görülmez. Kokunun olmasi kandidiazise eslik eden ikinci bir enfeksiyonun varligini akla getirmelidir.

Vulva ve vajinada kizariklik ve sislik olmakla birlikte vajina duvarinda mantar plaklari bulunabilmektedir. Bunlarin görülmesi kandidiazis için tipiktir. Kasimaya bagli olarak vulva derisinde soyulmalar ve küçük kanamalar olabilmektedir.

Tani

Vajinal mantar enfeksiyonlarinin tanisi güç degildir. Genelde muayene esnasinda, hastanin sikâyetleri ve muayene bulgularinin bir arada degerlendirilmesi ilave bir laboratuvar tetkikine gerek kalmadan tani koydurmaktadir. Vajinal kandidiaziste kültür almanin rolü yoktur. Bunun yerine alinan akinti örneginin potasyum hidroksil ile muamele edildikten sonra mikroskop altinda incelenmesi ve tipik mantar hücreleri görülmesi taniyi kesinlestirmektedir.

Tedavi

Vajinal mantar enfeksiyonlarinin tedavisi hem çok kolay hem de çok zordur. Tedavi ile akut sikâyetler büyük ölçüde giderilebilmekte ancak hastalarin % 5-25'inde hastalik daha sonra tekrarlanmaktadir. 1 yil içinde en az 4 defa kandidiazis atagi geçirilir ise bu durumda tekrarlayan enfeksiyonlardan söz edilmektedir. Yeni baslayan ataklarin nedeni mantar mayalarinin vajinadaki saglam dokularin içine girerek derinlere kadar ilerlemesi, burada sessiz kalmasi ve ilaçlardan da etkilenmemesi olarak açiklanmaktadir.

Vajina hücreleri sürekli yenilenme içinde bulunduklarindan, üstteki hücreler dökülüp alttaki hücreler yüzeye çiktikça bu mayalarda yüzeye yaklasmakta ve uygun ortam bulduklarinda yeniden enfeksiyona neden olmaktadirlar. Bu duruma invazif kandidiazis adi verilmektedir. Invazif kandidiazisin önlenmesinde risk faktörlerinin ortadan kaldirilmasi sarttir.

Tedavide hem sistemik hem de lokal ilaçlarin kullanilmasi gerekmektedir. Lokal ilaçlar hem vajinal ovül (fitil) hem de krem seklinde olabilmektedir. Tekrarlayan enfeksiyonlarda kronik bir enfeksiyon yoksa es tedavisi gerekli degildir.

Agizdan alinan sistemik tedavide, tek günlükten 1 haftaliga kadar tedavi protokolleri ve ilaçlar mevcuttur. Ayni durum vajinal ovüller için de geçerlidir.

Tedavi esnasinda naylon giysiler giyilmemesi, çamasirlarin pamuklu olmasi, kaynatilarak yikanmasi ve buharli ütü ile ütülenmesi, dar giysilerden kaçinilmasi, vajinanin su ile yikanmamasi bunun yerine nötr pH derecelerine sahip ve bu amaçla üretilmis sivi sabunlarin kullanilmasi tedaviyi kolaylastirmaktadir.

TRIKOMONAS

Kadinlardaki patolojik vajinal akintilarin en önemli sebeplerinden birisi de trikomoniazis adi verilen hastaliktir. Bu hastaligin etkeni olan "Trikomonas Vajinalis" mikroskopik bir canli olup bakteri ya da virüs degildir. Tirkomoniazis paraziter bir enfeksiyon olarak nitelendirilmektedir. Bu nedenle genel kaninin aksine antibiyotiklerin tedavide yeri yoktur.

Trikomonas cinsel iliski ile bulasabilen hastaliklar grubuna girmektedir. Herhangi bir yakinmasi olmayan asemptomatik hastalarda % 5-15 oraninda vajinada bulunmaktadir. Enfekte hastalarin %37'sinde trikomonas ile birlikte gonore'de bulunmaktadir. Hasta kadinlarin ise yaklasik yarisinin esinde hastalik etkeni izole edilebilir. Kadinlarin %25'i hayatlarinin herhangi bir döneminde bu enfeksiyona yakalanmaktadirlar.

Trikomonas sadece cinsel temas ile geçmez. Tuvalet klozetlerinde 45, islak çamasirda 24, semende ise 6 saat canliligini korumaktadir. Gebeliginde enfekte olan annelerden dogan bebeklerden %5'i dogum esnasinda paraziti kapmakta ancak bir süre sonra yenidoganda östrojen bulunmadigi için kendiliginden enfekte olmadan geçmektedir. "Trikomonas Vajinalis" enfeksiyonu çogu kez anaerob adi verilen ve oksijensiz ortamda üreyebilen bakterilerle birlikte bulunmaktadir. Bu durum vajinanin pH degerini degistirerek trikomonas için uygun zemini hazirlamaktadir.

Belirtileri

Trikomonas enfeksiyonu %80 oranda belirti vermemektedir. Hemen hemen bütün vajinal enfeksiyonlarda oldugu gibi bu enfeksiyonda da en sik görülen bulgu akintidir. Tipik akinti sari-yesil renkli, köpüklü tiptedir. Ancak hastalarin bir kisminda akinti farkli sekillerde de olabilmektedir. %10 vakada bu akintiya kötü bir koku eslik etmekte nadiren kasinti ve idrar yaparken yanma hissedilmekte, vulvada sislik ve kizariklik olabilmektedir. Muayenede ise rahim agzinda çilek görünümü olarak adlandirilan küçük kanama odaklarinin olmasi, trikomonas için tanisal deger tasimaktadir. Enfeksiyon bazi durumlarda aktif halde degildir kisi sadece tasiyicidir.

Tani

Trikomonas teshisi, jinekolojik muayene ve alinan akinti örneginin direk mikroskop altinda incelenmesi ile konmaktadir. Mikroskop altinda hareketli trikomonaslarin görülmesi tani için gereklidir. Ayrica bazen baska bir nedenle alinan servikal smearda da trikomonaslar saptanabilmektedir.

Tedavi

Tedavide hem sistemik ilaçlar hem de lokal ovüller kullanilmaktadir. Trikomonasta es tedavisinin de yapilmasi iyilesme oranlarini arttirmaktadir. Tedavi süresince kondom kullanilmasi oldukça faydali olmaktadir.

HPV

Human papilloma virus, kisa adi ile HPV enfeksiyonu son zamanlarda toplumda giderek daha fazla duyulmaya baslayan bir enfeksiyon hastaligidir. Bunun nedeni enfeksiyonun görülme sikligindaki artisin yani sira kadinlarimizin yillik smear kontrollerini daha düzenli yaptirmalari ve bu sayede var olan hastaliklarin saptanabilmesidir.

HPV nedir?

HPV insanlarda enfeksiyona neden olan bir tür virüstür. HPV'nin 100 civarinda türü bulunmaktadir. Bunlardan bazilari elde ve ayaklarda sigillere neden olurken, bazilari

cinsel bölgede ortaya çikan genital sigillere ya da baska bir adiyla kondiloma yol açmaktadir. Bazi türleri ise kadinlarda, rahim agzindaki hücrelerde kansere dönüsebilecek degisimlere neden olabilmektedir. HPV'nin yaklasik 20 türü genital enfeksiyonlara neden olmaktadir.

HPV nasil bulasir?

HPV, en sik karsilasilan cinsel yolla bulasan hastaliklardan bir tanesidir. Genital bölgeyi enfekte eden HPV'ler temas yolu ile kolayca yayilmaktadirlar. HPV'nin bir kisiden digerine bulasmasi için mutlaka tam bir iliski olmasi gerekmez. Enfekte olan cilt bölgelerinin temasi ile de hastalik bulasabilmektedir. Virüsün kuluçka süresi degiskendir. Bulasma olduktan sonra bulgular bazen birkaç ay ya da birkaç yil sonra ortaya çikabilmekte bazen de virüs yillarca hiçbir bulgu vermeden vücutta kalabilmektedir.

Aktif genital lezyonlarin varliginda bulasicilik en yüksektir. Sigiller ortaya çikip tedavi edildikten sonra yeni sigil çikma süresi ne kadar uzunsa bulastiricilik da o oranda azalmaktadir.

HPV'nin önemi nedir?

HPV genital sigillere yol açabilmekle birlikte kadinlarda rahim agzi kanserine erkeklerde de penis kanserine neden olabilmektedir. Rahim agzi kanseri tanisi konmus kadinlarin %95'inde HPV saptanmaktadir.

HPV Tipleri

HPV tip, 6 ve 11 genital sigillere yani kondiloma neden olan HPV tipleridir. Öte yandan HPV tip 16, 18, 31, 33 ve 35 rahim agzinda hücresel degisikliklere yol açmaktadir. HPV tipleri kansere yol açma potansiyelleri açisindan düsük riskli ve yüksek riskli olarak 2 ana gruba ayrilmaktadirlar.

HPV ne siklikta görülür?

Amerika Birlesik Devletleri’nde her yil 5.5 milyon yeni HPV olgusu ortaya çikmakta ve toplumda 20 milyondan fazla insanin bu hastaligi tasidigi tahmin edilmektedir. Cinsel yönden aktif olan kisilerin yaklasik yarisinin yasamlarinin herhangi bir döneminde HPV'ye yakalanacaklari öngörülmektedir. Hastaligin bu derece sik görülmesine karsilik toplum bilinci henüz oturmus degildir. ABD'de yapilan bir ankette toplumun % 76'sinin böyle bir hastaliktan haberdar olmadigi ortaya konmustur. HPV ve rahim agzi kanseri arasindaki baglantinin yakin bir geçmiste ortaya konmus olmasindan dolayi, saglik çalisanlari ve doktorlar arasinda da HPV tam olarak bilinmemektedir. Amerikan Hastalik Kontrol ve Önleme Merkezi’nin (CDC) 1999 yilinda yaptigi bir arastirmada saglik çalisanlari ve

doktorlarin önemli bir bölümünün, HPV'nin kanser ile olan iliskisi, tedavi yöntemleri hakkinda yeterli bilgiye sahip olmadigini ortaya çikarmistir.

Ülkemizde ise HPV'nin görülme sikligi ile ilgili genis bir arastirma bulunmamaktadir. Ancak bu hastaligin ülkemizde de giderek arttigini gözlemlemekteyiz.

Bulgular

HPV ile temas ve bulasma olduktan sonra mutlaka hastalik ortaya çikmaz. Aslinda çogu kiside HPV, vücudun kendi savunma sistemi tarafindan etkisiz hale getirilmektedir. Ancak bir baska olasilik da virüsü alan kiside uzun süre hiçbir belirti ortaya çikmamasidir. Kisi yillarca hatta bazen ömür boyunca hiçbir yakinma ortaya çikmadan yasayabilmektedir. Ancak bu durum hastaligi yaymasina engel degildir ve iliskide bulundugu kisilere hastaligi bulastirabilmektedir. Bu durum latent ya da sessiz enfeksiyon olarak adlandirilmaktadir.

HPV'nin en sik görülen belirtisi genital bölgede görülen sigillerdir. Hafif kabarik, yumusak olan bu sigiller cinsel bölgeyi olusturan deride, vajina ile makat arasinda, anüs etrafinda, bacaklarin iç kisminda, penis ucunda ya da çevresinde görülebilmektedir. Anal ya da oral seks sonrasinda agiz içi ve makat içinde de sigiller ortaya çikabilmekte bazi durumlarda vajina içinde ve rahim agzi üzerinde de sigiller olabilmektedir.

HPV enfeksiyonlari virüsün türüne bagli olarak rahim agzini olusturan hücrelerde displazi adi verilen bazi degisimlere neden olabilirler. Düsük riskli tipteki virüsler genelde PAP smearda ortaya çikan CIN ve SIL gibi degisimlere neden olurken yüksek riskli tipler uzun dönemde rahim agzi kanserine neden olabilmektedir.

Yapilan arastirmalar, rahim agzinda HPV'ye bagli degisim saptanan hastalarin %90’nda 2 yil içinde belirtilerin ortadan kalktigini ve HPV'nin, takip eden smear testlerinde saptanamadigini ortaya koymustur.

Rahim agzi kanseri tüm dünyada kadinlarda görülen kanserler arasinda 2. sirada yer alan öldürücü bir kanserdir. Ancak kanser türleri arasinda önlenebilir olmasi açisindan da ayri bir öneme sahiptir. Serviks kanserini önlemenin tek ve en basit yolu düzenli araliklarla yapilan smear testleridir. Smear testinde CIN ya da SIL olarak tanimlanan anormallikler saptandiginda biopsi yapilarak tani kesinlestirilmektedir. Daha sonra hastaligin derecesine göre rahim agzindaki degisime ugramis bölge LEEP ya da konizasyon adi verilen basit ameliyatlar ile çikartilmakta ve daha sonra düzenli kontrollere baslanmaktadir.

CIN ya da SIL'in ileri evrede olmasi durumunda, kisi ailesini tamamlamis ve baska çocuk istemiyorsa ya da 40'li yaslar civarindaysa rahimin alinmasi da bir diger tedavi alternatifidir.

HPV tanisi nasil konur?

Genital sigillerin görülmesi hem erkekte hem de kadinda HPV tanisini koydurmaktadir. HPV'nin neden oldugu rahim agzindaki degisimler ise rutin yapilan PAP smear testlerinde saptanmaktadir. PAP smear testleri zaman zaman hatali sonuç verebilmekte ancak son yillarda kullanilmaya baslanan ince yayma tekniginde hata payi en aza indirilmektedir.

PAP smearda HPV'ye bagli oldugu düsünülen degisimler saptandiginda ayni materyal içinde HPV'ye ait DNA incelemeleri yapilarak HPV varligi ve hangi tip bulundugu saptanabilmektedir. Örnegin rahim agzi kanserlerinin %50'sinde HPV tip 16 saptanmaktadir. DNA tiplemesinde HPV tip 16 bulundugunda ömür boyu çok yakin takipler yapilmasi yararli olurken düsük risk grubunda bir tip saptandiginda kontrollerin arasi daha seyrek planlanabilmektedir.

Erkeklerde ise belirti vermeyen HPV'nin saptanmasi mümkün degildir. Erkeklerdeki sessiz enfeksiyonu saptayabilecek bir tes yoktur. HPV kan dolasimina geçmediginden ne erkeklerde ne de kadinlarda kanda bu virüsü saptamak mümkün olmamaktadir.

Tedavi

HPV'nin kesin bir tedavisi yoktur. Virüs bir kez vücuda girdiginde ömür boyu burada kalmaktadir. Bununla birlikte ortaya çikardigi patolojiler tedavi edilebilmektedir. Genital sigil varliginda bunlar yakilarak ya da dondurularak tedavi edilebilmektedirler. Çok büyük boyuttaki sigiller cerrahi olarak küçük sigiller ise bölgesel olarak uygulanan kremler yardimi ile yok edilebilmektedir. Sigillerin tedavi edilmesi bir daha çikmayacagi anlamina gelmez. Yeniden ortaya çiktiklarinda tekrar tedavi edilmeleri gerekmektedir.

Bazi kisilerde sigil ortaya çikip tedavi edildikten sonra bir daha ömür boyunca yeni sigil çikmayabilir. Bazi kisilerde ise sik araliklarla sigiller çikmaktadir. Kisiler arasinda bu derece fark olmasinin nedeni büyük olasilikla bagisiklik sistemleri arasindaki farkliliktir.

Smear testinde saptanan ve biopsi ile kesinlesmis hücrelerde meydana gelen degismede ise hastaligin siddeti, hastanin yasina göre LEEP, konizasyon ya da rahimin alinmasi gibi tedaviler uygulanabilmektedir. Çogu zaman hafif displazi varliginda LEEP tedavi için yeterli olmaktadir. LEEP sonrasi dogurganlikta bir degisiklik ortaya çikmamaktadir.

Korunma

HPV virüsü oral ve anal seks de dâhil olmak üzere her türlü cinsel iliski ve ciltten cilde temas yolu ile kolaylikla bulasabilmektedir. Cinsel yönden aktif olan kadin ya da erkek HPV enfeksiyonlari açisindan risk altindadir. Ancak bazi kisilerde risk daha yüksektir. Bunlar:

Yasaminin herhangi bir döneminde birden fazla partneri olanlar

Partneri daha önceden birden fazla kisiyle iliskide bulunmus kisiler

Cinsel yasantisi erken yasta baslayanlar

Kendisinde veya partnerinde halen ya da daha önceden baska türde cinsel yolla bulasan hastalik öyküsü olanlar

HPV ve diger cinsel yolla bulasan hastaliklar çogu zaman bir arada bulunmaktadirlar. Bu nedenle cinsel yolla bulasan baska bir hastaligin varliginda, HPV de akildan çikartilmamalidir.

Prezervatif AIDS de dahil diger cinsel yolla bulasan hastaliklarda oldugu gibi HPV'ye karsi da her zaman koruma saglamaz. Çünkü enfeksiyon prezervatifin kapladigi alan disinda da bulunabilmekte ve ciltten cilde temas ile bulasabilmektedir.

Son zamanlarda HPV'ye karsi asi gelistirilmesi konusunda oldukça yol alinmistir. Halen deney asamasinda olan HPV tip 16 asi ile ilgili çalismalar oldukça umut vericidir. Ancak günümüzde kullanilabilen bir asi ne yazik ki su an için piyasada bulunmamaktadir.

HPV'den korunmanin en etkili yolu riskli kisiler ile birlikte olmamaktir. Herhangi bir kadinin rahim agzi hücrelerinde degisim saptanmasi ya da genital sigil olmasi kanserin gelisecegi anlamina gelmez. Aslinda genital sigile neden olan HPV türlerinin rahim agzinda degisime ya da kansere neden olmasi son derece nadirdir. Rahim agzi kanserlerinin yarisindan sorumlu oldugu bilinen HPV tip 16’nin varligi bile mutlaka kanser gelisecegi anlamina gelmez. Sadece artmis risk söz konusudur ve yakin takip gerekmektedir Rahim agzi kanseri tanisi konmus kadinlarin %95'inin, son 5 yil içinde smear testi yaptirmamis olmalari bu tarama testinin ne derece önemli oldugunu ortaya koymak bakimindan çarpicidir.

Amerikan Kanser Cemiyeti’nin 2001 yilinda yayinladigi rehbere göre her kadin cinsel yasantisi basladiktan sonra ilk üç yil içinde ilk smear testini mutlaka yaptirmalidir.

HPV enfeksiyonu tasiyan bir kisiyle iliskide bulunmak, mutlaka enfeksiyon kapmak anlamina gelmez. Burada kisinin bagisiklik sistemi çok büyük önem tasimaktadir. Kisiler
arasi farkliliklar nedeni ile bazi kisilerde bagisiklik sistemi virüsle mücadele edebilmekte ve virüsü ortadan kaldirabilmektedir. Ancak yapilan arastirmalar aktif enfeksiyonu olan bir kisi ile iliskiye girenlerin %60'inda ilk 3 ay içinde enfeksiyon bulgularinin ortaya çiktigini ortaya koymaktadir.

HPV ve diger kanser türleri

Özellikle bazi yüksek riskli HPV türleri anüs, penis, vajina ve kadinda vulva (dis genital bölge) kanserleri ile iliskili olabilmektedir. Ancak nadir görülen bu kanserlerin tek nedeni HPV degildir.

VKV Amerikan Hastanesi
Kadin Sagligi Ünitesi
Kadin Hastaliklari ve Dogum Uzmani Dr. Alper Mumcu
www.saglikplatformu.com  


Web Sitesi Olanlara Özel
Günlük Sağlık Haberlerini Sizde Sitenizde yayınlayabilirsiniz

Diğer Güncel Haber Başlıkları
ACİL KAN DUYURULARI
  Aranan Kan: A RH +
Bezmialem Vakıf Hastanesi - Aksaray'sinde Yatmakta olan hastamız için acil A RH + kana ihtiyaç vardır...
Telefon: 05346673021

12 Kasim Pazartesi riskli bir bypass ameliyati olacak babam için, ameliyat günü sıcak kan lazim olmasi halinde ameliyat bitene kadar kan verebilecek k A RH POZİTİF (a rh+) kan grubuna ait kisiler aranmaktadir.

Tarih: 11/10/2018 1:34:48 PM
Emin Bilge
  Aranan Kan: 0 RH -
Ege üniversitesi hastanesi'sinde Yatmakta olan hastamız için acil 0 RH - kana ihtiyaç vardır...
Telefon: 05075536676

Ege üniversitesinde yatan hastaya Ayşe Kaymak acil 0 negatif kana ihtiyaç vardır. İrtibat İsmail kaymak tel 05075536676

Tarih: 10/8/2018 5:17:19 AM
Ayşe kaymak
  Aranan Kan: A RH -
şelçuklu tıp fakültesi konya'sinde Yatmakta olan hastamız için acil A RH - kana ihtiyaç vardır...
Telefon: 05385732670

acil böbrek hastası için gülten demirci için

Tarih: 9/3/2018 6:42:55 AM
fatih demirci
  Aranan Kan: AB RH -
NP BEYİN HASTANESİ 'sinde Yatmakta olan hastamız için acil AB RH - kana ihtiyaç vardır...
Telefon: 05312342646

Ümraniye Np Beyin hastanesinde yatmakta olan Nihat DURAN İÇİN acil AB RH (-) kana ihtiyaç vardır. Yardımcı olun allah rızası için ...

Tarih: 8/13/2018 1:26:30 PM
Halil Akkuş
  Aranan Kan: B RH +
Ozelkoru hastanesi'sinde Yatmakta olan hastamız için acil B RH + kana ihtiyaç vardır...
Telefon: 05443420869

Acil brh+pozitif kana ihtiyaç vardır ankara cukur anbar özel koru hastanesi irtibat 05443420869 hasta adı celalettin caba

Tarih: 8/10/2018 12:05:31 AM
Celalettin caba
EN SON EKLENEN LİNK

SİTE İÇİ ARAMA

Acil Kan Bankası